13 Mart 2016 Pazar

Mart 13, 2016 tarihinde, tarafından

Seyahat Yardımcısı : Jaipur (Hindistan)


Racastan eyaletinin başkenti, altın üçgenin pembe şehri : Jaipur

Delhi'ye yaklaşık 270 km uzaklıkta bulunan şehre Delhi'den trenle, otobüsle veya şoförlü araçlarla ulaşılabiliyor. Ulaşım için yardımcı olabilecek bilgilere şu adresten göz atılabilir. Görülecek yerler birbirine pek yakın değil ve şehir içi toplu ulaşımın da bu yerlerin tümünü kapsadığı söylenemez. Bu yüzden şehri gezmek için en uygun yöntem şoförlü günlük araç kiralamak. Araçlar tren/otobüs istasyonu çıkışlarından veya kalınan otelin önereceği firmalardan ayarlanabiliyor.

Görülecek yerler arasındaki Hawa Mahal, City Palace ve Jantar Mantar şehir merkezinde birbirine çok yakın konumda yer almakta. Hawa Mahal, yani Rüzgar Sarayı, dıştan oldukça heybetli bir yapı. Kraliyet mensubu kadınların, şehrin gündelik yaşantısını ve törenlerini, insanlara görünmeden rahatça gözleyebilmesi için yapılmış. Görkemli bir mimariye sahip olması ve ana yol üzerinde bulunması sebebiyle bölge ziyaretçilerinin ilgisini çeken, şehrin sembol yapılarından biri. 50 rupi ücret ödeyerek iç kısmına da girilebiliyor.

Hawa Mahal Jaipur India
Orijinal mimarisinde bina ve pencerelerin tasarımı, bina içerisine hafif bir esinti sağladığından Rüzgar Sarayı olarak adlandırılan Hawa Mahal, yapılan restorasyonlardan sonra bu özelliğini yitirmiş

Hawa Mahal'in hemen arkasında, uzun yıllar boyunca saltanat hanesine ev sahipliği yapan City Palace yer alıyor. İçerisindeki binaları, avluları, tapınağı görmek için 300 rupi giriş ücreti var. Bir o kadar da rehbere verilerek tur şeklinde de gezilebilir. Müze girişi için 400 rupi ekstra ücret bulunuyor. Bunun haricinde 2500 rupi gibi yüksek bir ücret ödeyerek iç odaların da gezilebildiği daha kapsamlı bir tur da yapılabiliyor. Şehirde 1-2 gün gibi kısa süre kalacaklar için City Palace, diğer görülecek yerlere nazaran sona bırakılabilecek bir yer.

İçerisinde çeşitli astronomik gözlemlerin yapımında kullanılmış dev gereçler bulunan, Yantra (araç) ve mandir (tapınak) kelimelerinin birleşiminin değişerek günümüze gelmiş hali olan Jantar Mantar, bölgede görülmesi gereken diğer bir nokta. Güneş ışıkları ile saat hesaplamaları (Laghu Samrat Yantra), gökyüzü cisimlerinin hareketlerinin tespiti (Jai Prakash Yantra), güneşin meridyenden geçiş zamanının hesaplanması (Chakra Yantra), güneş hareketlerinin incelenmesi (Narivalya Yantra) burçlara göre savaş, evlilik vb. önemli tarihlerin belirlenmesi (Rashivalaya Yantra) gibi amaçlarla kullanılmış birbirinden faklı 19 gereç, 200 rupi giriş ücretiyle ziyarete açık. İçerisinin bir rehber eşliğinde gezilmesi daha faydalı olacaktır.

Jantar Mantar Jaipur India
Delhi, Varanasi, Mathura ve Ujjain'de de yapılmış Jantar Mantar'ın en büyüğü ve en iyi şekilde korunanı Jaipur'da bulunuyor. Fotoğrafta solda Chakra Yantra, sağda Laghu Samrat Yantra, alt kısımda Jai Prakash Yantra görünüyor. Açıklamalar için şuraya bakılabilir

Bu bölgeleri gezdikten sonra Amer Fort'a giderken yol üzerinde, Man Sagar suni gölü üzerinde, konumuyla ve çatısındaki bahçesiyle eşsiz bir güzelliğe sahip Jal Mahal, yani Water Palace veya diğer adıyla Summer House yer alıyor. İlk zamanlarında yaz sezonlarında kraliyet mensuplarının ördek avı partilerine ev sahipliği yapmış olan Jal Mahal, suyun aşındırması sebebiyle restorasyonda bulunuyor ve özel durumlar hariç ziyaretçilere açılmıyor.

Jal Mahal, yol kenarından veya aşağısına inerek göl kıyısından izlenebilir. Kıyı kısmının moloz ve çöplerle dolu olduğu ve buradaki kaya boşluklarında farelerin bolca bulunduğunu belirtmekte fayda var. Yine de yol kenarından da olsa mutlaka bu eşsiz yapıyı seyretmek için durmak gerek

Jaipur'da üç büyük Fort (hisar) bulunuyor. Bunlar arasında ilk başta gelen Am(b)er Fort, merkezin yaklaşık 10 km kuzeyinde, Maotha gölü kenarında yer alıyor. Araç kiralanmışsa doğrudan, otobüsle gelinmişse Amer durağından kısa bir yürüyüşle veya fillerle girişe varılabiliyor. Fillerle ulaşım turistlerin çok ilgisini çekiyor. Her filin gün içinde yapabileceği tur sınırlı olduğundan genellikle saat 11 gibi fil turu sona ermiş olduğundan hisara giriş için erken saatlerde sıraya girmek gerek. Fil için iki kişi 1000 rupi ücret ödemek gerekiyor. Fillerin bu bölgede pek iyi olmayan koşullarda tutulduğu belirtildiği için hayvan hakları savunucuları tarafından bu olaya sıcak bakılmadığını da belirtmekte fayda var.

Amer Fort'a giriş ücreti 200 rupi. Akşam üstü fiyat yarıya düşüyor

Hisar 4 ana bölmeden oluşuyor. Her bölmenin kendine ait avlusu bulunuyor. Girişteki ana avlu Jaleb Chowk (Main Courtyard), savaştan dönen askerlerin savaş ganimetlerini gösterdikleri yer olarak kullanılmış. Merdivenlerden çıkılarak ulaşılan ikinci avluda çift sütunlarıyla, detaylı süslemeleriyle Diwan-I-Aam (Hall of Public Audience) dikkat çekiyor. Rajastan hükümdarları (mihrace), burada halkın sorunlarını, isteklerini dinlemekteymiş.

Üçüncü avludan ilk iki avlunun görünümü. İkinci avluda sağ kısımda Diwan-I-Aam görünmekte

Amer Fort'ın en ilgi çeken, zamanında mihracelerin ve ailesinin ikamet ettiği üçüncü avlusunda Jai Mandir (Sheesh Mahal / Hall of Victory), Sukh Niwas (Sukh Mahal / Hall of Pleasure) ve Babür bahçeleri yer alıyor. Duvarlarından tavanına her yeri aynalarla süslenmiş Jai Mandir, Amber Fort'daki en gösterişli bina. İçerisine giren en ufak bir ışığın bu aynalardan yansıyarak her tarafını aydınlatacağı şekilde muazzam mimaride tasarlanmış. Mihrace Man Singh'in yıldızlar altında uyumayı çok isteyen eşine izin vermediği, onun yerine bu binayı yaptırdığı söyleniyor. Sukh Niwas içerisindeki Palace of Man Singh I, Amber Fort'un en eski kısmı ve hanedanlığın ana merkezi. Dördüncü avlu ise zenanaların (mihrace eşinin ve metreslerinin) ayrı ayrı odalarının bulunduğu kısım. İçerisi mihracenin hangi eşinin yanına geldiğinin diğerleri tarafından fark edilmeyeceği şekilde tasarlanmış.

Amer Fort'un biraz ilerisinde, Jaipur'un ikinci büyük hisarı Jaigarh Fort da vakti olanların görmesi gereken bir yer. Diğer bir hisar Nahargarh Fort da City Palace yakınlarında yer alıyor. Burası özellikle gün batımında şehir manzarası için uğranması gereken bir hisar. Hindistan genelinde yüzlerce hisar bulunuyor ve Jaipur'daki Amber Fort, görülmesi gerekenler arasında en başlarda yer alıyor. Amer Fort'u gezerken fazla bir tabela ve bilgilendirme yazısı bulunmadığından bir rehber tutmakta fayda var. Fort girişi 200 rupi. Yukarıda bahsedilen Hawa Mahal, Jantar Mantar, Nahargarh Fort, Amber Fort ve şehir merkezindeki Albert Hall müzesi için 2 gün geçerli birleşik bilet de temin edilebiliyor ve fiyatı 400 rupi.

Jaipur'daki en ilgi çeken yerlerden biri de merkezin yaklaşık 10 km doğusundaki  Galta Ji tapınaklar kompleksi. İçerisinde bolca maymun bulunduğundan Galwar Bagh (maymun tapınağı) olarak da biliniyor ancak kompleks Ganeşa fil tanrısına ithafen yapılmış. Her ne kadar biletli bir girişi olmasa da girişten hemen sonra tapınak görevlileri makbuz karşılığında kişi başı 50 rupi'lik bir ücret talep ediyorlar. İçeride fotoğraf çekmenin ücretli olduğunu gösteren tabelalar da bulunuyor ancak bunun pek uygulandığı söylenemez. Kısaca, komplekse girmeden önce 20-50 rupiye maymunları beslemek için fıstık alıp, içeride 50 rupilik bir bağış yaparak bu tarihi ve kutsal bölgede gezilebiliyor.

Galta Ji içerisinde Kund adı verilen, hacıların içine girerek arındığı kutsal su havuzları bulunuyor. Fotoğraftaki Galta Kund'un tarih boyunca hiç kurumadığına inanılıyor

Kompleks içerisinde 5 adet tapınak bulunuyor. Bunların içerisinde en tepede Surya Mandir (Sun Temple) yer alıyor. Bu tapınağa ulaşıp tepeden Jaipur manzarası izlenebilir. Tapınağa çıkışta yol boyunca onlarca maymun görünecektir. İnsanlara alışkın ve tehlikesiz olan bu maymunlar kendilerine yem veren insanların eğer daha fazla yemi olduğunu görürlerse peşlerini bırakmıyorlar. Bu yüzden yemleri kapalı bir çanta içerisinden çıkarıp gizli olarak vermekte, eller cepte dolaşmamakta fayda var.

Fotoğraf sahibi : ugurusug

Merkezindeki tarihi binalar birkaç istisna dışında pembe renge boyalı olduğundan 'Pembe Şehir' olarak da bilinen Jaipur, Hindistan gezisi sırasında 2 gün ayırılıp gezilmesi gereken bir şehir. Fırsat bulup şehirdeki müzeler ziyaret edilebilir, merkez içerisindeki çarşılardan klasik Hint kumaşları satın alınabilir.

Devamını Oku
      edit

15 Şubat 2016 Pazartesi

Şubat 15, 2016 tarihinde, tarafından

Seyahat Yardımcısı : Hindistan


Karmakarışık trafiğiyle, barındırdığı farklı inanışlarıyla, kültürel zenginlikleriyle belki de görüp görülebilecek en ilginç, en aykırı, en renkli ülke: Hindistan.

Hindistan, Türkiye'den gelen turistler için vize talep ediyor. Vize almak ise çok zorlu bir süreç değil. İnternetteki şu adresten başvuru formunu doldurup, başvuru yapılacak şehir, gün ve saat seçimi yapmak gerekiyor. Formun çıktısının yanı sıra, ikametgah belgesi, uçuş biletleri, banka hesap dökümü, pasaport, pasaport fotokopisi, nüfus cüzdanı fotokopisi, bir adet fotoğraf (başvuru formu doldururken yüklenen fotoğrafın kendisi de olabilir) ile birlikte 42 dolar (sadece nakit ödeme yapılabiliyor ve madeni para kabul etmiyorlar) tutarındaki vize ücretini ilgili görevliye teslim ettikten sonra eğer tatil ve ekstra yoğunluk gibi bir durum yoksa aynı gün içerisinde saat 17'den sonra vize elden teslim alınabiliyor.

Türkiye'den direkt ve aktarmalı uçuşlarla 8,5 saatlik bir uçak yolculuğunun ardından Hindistan'a varılabiliyor. Ülke GMT +5:30 diliminde. Varış saatini bu farklılığa uygun ayarlamakta fayda var. Hindistan'da bir çok havalimanı bulunuyor. Bunlar arasında en uygun fiyatlıları ve nispeten büyük olanları Delhi ve Mumbai'dekiler. Hindistan'daki gezi rotasına göre uygun havalimanı seçilebilir. Ülke girişinde pasaport kontrolü sırasında ziyaret süresi, kalınacak yer gibi bilgilerin bulunduğu form dolduruluyor.

Hindistan'da para birimi rupi. 70 rupi yaklaşık olarak 1 dolara denk geliyor. Türkiye'deki döviz bürolarında ve havalimanlarında rupi bulmak pek mümkün değil. Bu yüzden dolar, euro gibi geçerli bir para biriminde nakit alarak ülkedeki döviz bürolarında değişim yapılabilir. Bazı döviz büroları Türk lirasını da kabul ediyor. Ülkedeki her ATM'den nakit para çekimi mümkün olmuyor. Para çekilebilenlerin çoğunda da 5-6 bin rupiden yüksek miktarlar tek seferde çekilemiyor. Her çekimde komisyon alındığını da belirtmek gerek. Kredi kartı için de benzer durum söz konusu. Kartlar belirli bir miktardan fazla çekimlerde sıkıntı yaratabiliyor. Şehirlerdeki orta ve küçük ölçekli otel ve restoranlar, çoğu turistik yerlerin bilet gişeleri sadece nakit kabul ediyorlar. Metrolarda kart ile jeton alınabiliyor ancak gişelerden alımlar da genelde kart kabul edilmiyor.


Delhi'de okula bisikletli rikşa ile giden bir öğrenci

Ülke içinde uçak, tren ve şoförlü araç kiralama yöntemleri ile şehirler arası yolculuk yapılabiliyor. Tren ile çok fazla yere gitmek mümkün. Ana merkezler arasında çalışan trenler, filmlerde ve haberlerde görüldüğü gibi tepesinde yolcu alacak kadar kalabalık değil. 1, 2 ve 3. sınıf biletlerle farklı tip yolculuk yapılabiliyor. Yer halısı ve kendine ait dolabı olan birinci sınıf vagonlar genellikle iki kişilik odalardan oluşuyor. Fiyatları ise şehirler arası uçak fiyatına yakın. Sakin ve daha steril bir yolculuk için tercih edilebilir. İkinci ve üçüncü sınıf vagonlar ise dört (açılabilir iki yatak) ve altı (açılabilir iki yatak) kişilik açık bölmelerden oluşuyor. Ayrı odalar olmadığı için vagon içinde dolaşan veya sürekli konuşan insanların olabileceğini unutmamak gerek. En alt katta yatağı olanlar biraz daha şanssız çünkü ara ve üst kattakiler geniş bir alanları olmadığı için uykuları gelene kadar en alt kısımda oturarak vakit geçiriyorlar. Gece de uyandıklarında bazen altta birinin yatıyor olduğuna bakmadan boş buldukları kısma oturabiliyorlar. Trenlerde her sınıf için klima bulunuyor ve uyumak için yastık çarşaf ve battaniye bilet fiyatına dahil. Tren biletleri internetten, istasyonlardaki ofislerden veya tren garlarının yanındaki turizm acentelerinden temin edilebiliyor. Tren istasyonlarında da beklentiyi düşürmek gerek. Etrafta bağıran bir çok insanın olduğu, yerlerde yatan veya yemek yiyen bir çok kişiye rastlanabiliyor. İstasyonlarda kötü bir koku var ve ray üzerinde çokça fare görmek mümkün. Bazıları insanlar arasında gezinebiliyor. Hangi trenin doğru tren olduğunu ve hangi vagona gitmek gerektiğini ilk birkaç yolculukta bulmak zor olabiliyor. Ayrıca peronlar son dakikaya kadar değişebiliyor. Bunun için de tren ve vagon gösterici rehberler bulunuyor. Çoğunluğu İngilizce bilmeyen rehberler, sadece bilete bakarak yolcuları yerleştiriyor ve bunun için 100 rupi civarında bahşiş talep ediyorlar. Trenler genellikle 1 saate yakın gecikmeli geliyor ve yolculuk, tahmini süreden daha uzun sürüyor. Turistler de bu durumun farkında olduğundan pek yadırgamıyorlar. Hindistan'a gelmişken en az bir kez, özellikle üçüncü sınıf vagonda yolculuk yaparak bu tecrübeyi edinmek farklı bir deneyim olacaktır.

3. sınıf vagonlarda bir yolculuk 


Hindistan'ın turistik şehirlerinde gezilecek yerler birbirine yakın konumda değil. Bir yerden diğerine gitmek için (ayrıca metro bağlantısı olmayan şehirlerde havalimanı/tren istasyonundan merkeze ulaşım için) yaygın olarak şoförlü araç kiralanıyor. Standart arabalarla ya da tuktuk veya motorlu rikşa denen üç tekerli vasıtalarla şehirde istenen yere kolayca ulaşılabiliyor. Mesafesi daha kısa olan yerler arasında ise bisiklet rikşalar oldukça kullanışlı. Şehirde gezilecek yerlerin planı yapılırken mesafeye göre hangi araç seçileceğine karar verilebilir. Genel olarak tüm günlük araç kiralama daha az yorucu bir yolculuk sağlayacaktır. Ağırlık yapan veya gezilecek yerin içerisine sokulmayan çanta, valiz gibi eşyalar da bu sayede araçlarda bırakılabilir. 

Tren ve uçağa alternatif olarak, birkaç saatlik şehirler arası yolculuklar ve şehir içi ulaşımı kapsayacak birkaç günlük şoförlü araç kiralama da tercih edilebilir. Bunun için çoğunlukla tren istasyonlarının yanında bulunan seyahat acentelerine giderek rotaya göre uygun bir plan (şehirler arası ulaşım, şehir içi ulaşım ve kalınacak yerlerin planı) çıkartılabilir. Örneğin Hindistan'ın meşhur 'altın üçgen' turu Delhi, Jaipur ve Agra için Delhi'den kiralanacak bir araç ile birbirlerine 3-3,5 saat mesafedeki bu şehirler arasında ve şehir içi gezileri için bir araç ayarlanabilir. Acenteler anlaşmalı oldukları otellere de bütçeye uygun konaklama imkanı sunuyor. Daha uzak mesafeler için araç uyun olmazsa tren biletini de ayarlamayı da bu şirketler yapabiliyor. Fiyatlar gün sayısı, kalınacak otel, alınacak tren biletinin sınıfı gibi çok sayıda etkene bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Kabaca, şehirler arası uçak fiyatlarına bir miktar şehir içi turu için ödenecek tutar eklenip kıyaslama yapılabilir. Bir örnek olarak, Delhi'de kısa bir turun ardından akşam yola çıkıp gece Jaipur'da otelde kalıp, ertesi gün Jaipur şehir turu ve gecesinde tekrar otel yapıp, sonraki gün Agra'ya yolculuk ve Agra turu, gecesinde trenle Agra'dan Varanasi şehrine 1. sınıf bilet, Varanasi şehrinden Delhi'ye geri dönüş 3. sınıf tren bileti, oradan da Amritsar şehrine araçla gidiş ve dönüş için kişi başı yaklaşık 20,000 rupi'ye anlaşılabilir. Şoför de ayrıca 1000-2000 rupi civarı bahşiş isteyebiliyor. Bu şirketler kendi itibarları söz konusu olduğundan güvenilirler, yarı yolda bırakma gibi bir durum söz konusu olmuyor. Yine de yapılacak ödemeyi kapora + bir miktar turun yarısında + en son gün geri kalanı + bahşiş şeklinde yapmakta fayda var. Bu tür bir plan, vakti kısıtlı olanlar için ve 2-4 kişilik gruplar için oldukça ideal. Ayrıca şehirdeki günlük olaylar hakkında en rahat bilgiler bu yolculuklar sırasında şoförlerden öğrenilebiliyor. Yine de çok kafa karıştırıcı ise şehirler arası düzenlenen toplu turlar da başka bir alternatif olarak düşünülebilir.


Ülkede tuktuk kullanımı oldukça yaygın. Bazen o kadar kalabalık oluyorlar ki yolculardan bazıları hatta şoför bile aracın dışında kalabiliyor. Motosikletlerde de 4-5 kişi görmek oldukça sıradan bir durum

Hindistan'da araçlardan bahsedip de trafiğinden bahsetmemek olmaz. Direksiyon sağda ve trafik soldan akıyor ama bu muhtemelen buradaki en az kafa karıştırıcı şey olacaktır. Şehir içlerinde inanılmaz bir araç trafiği var. Bir anda yola fırlayan, nereden geldiği belli olmayan tuktuk ve motosikletler de bu trafiği iyice arttırıyor. Şeritler karman çorman, buna bir de hiç ama hiç susmayan korna sesini de eklemek gerek. Araçlar kornayı birbirlerini uyarmak için kullanmıyor adeta gaz pedalı olarak korna çalıyorlar. Öndeki-yandaki bir araca dokundurmadan yolculuk imkansıza yakın. Çoğu araçta dikiz aynası düşmüş durumda veya şoförler bu durumu bildiklerinden aynaları sökmüşler. Vuruk izi olmayan araç görmek de çok zor. Şehirler arası yollarda da benzer bir durum var. En merkezi şehirler arasında bile yollar genelde bozuk, bazen şeritler kapalı, bazen toprak yollardan gidiliyor. Aynı yol üzerinde bir sürü bilet gişesinden bilet almak için durmak gerekiyor. Otoyollarda yol ışıklandırma çoğunlukla yok. Geceleri araçlarda sürekli uzun farlar açık. Susmayan kornalara kamyon kornaları da ekleniyor. Çoğunluğunun boylarla ve çeşitli süslemelerle kaplı olduğu kamyonların arkasında aynı yazı yazıyor : 'Horn (OK) please' veya 'Blow horn'.

Otoyollarda bölünmüş yol olması da çok bir şey ifade etmiyor gibi. Bir anda karşı şeritten u dönüşü yapan kocaman bir TIR tüm trafiği durdurabiliyor. Makas atmadan araç kullanmak neredeyse imkansız. Hızla giderken bir anda bir bisikletli yola fırlayabiliyor. Bir de meşhur Hindistan klasiği; ana yoldan yürüyen inek görünce de şaşırmamak lazım. Böyle bir kaos ortamında araç kullanıp da ölümlü kazaya sebebiyet veren çok şoför var ancak söylenenlere göre ölümlü kazaların bir hapis cezası yok. Suçlular genelde birkaç kez karakolda ifade vermelerinin ardından para cezası ile kurtuluyor (Örneğin, bir araç şoförü bir polis aracını sıkıştırarak iki polisin ölümüne sebep olmuş, birkaç ay ifade için karakola gitmiş ve sonrasında yaklaşık 5,000 rupi ceza ödeyerek kurtulmuş). Ülke hapishanelerinin çok tehlikeli olduğu söyleniyor. Ufak bir sebeple (yemek yediği tabağı başkasına verip yıkamasını isteyince o kişi yıkamazsa, masaj yapmasını isteyince reddedince gibi) kavgalar çıkıyormuş. Ülkede çok sayıda mahkeme olduğunu ve bunların trafik kazaları haricindeki olaylarla çok meşgul olduğunu da belirtmek gerek.

Varanasi'de ana caddelerden biri


Söz konusu Hindistan olunca dikkat edilmesi gereken bir nokta da hijyen. Ülke (daha doğrusu turistik olarak gezilecek kısımları) pek hijyenik değil demek fazla kibar kaçar, oldukça pis. Caddelerde, özellikle yazın feci bir sidik kokusu oluyor. Sebebi de basit: İnsanlar sağa sola işemekten çekinmiyorlar. Dolayısıyla her yerde sinekler var. Hatırı sayılır oranda yere tüküren insan görmek de mümkün. Araç sürücüleri de yolda durma ihtiyacı hissetmeden kapıyı açıp yere tükürüp araç kullanmaya devam ediyorlar. Belirli belirsiz bir çok yerdeki çöp yığınlarını eşeleyen at, inek ve domuzlar da karınlarını doyurmaya çalışıyorlar. Hindistan'a giderken aşı olmak gerekmiyor. Sadece gidince dikkat etmekte fayda olan ufak şeyler var : şehirdeki musluklardan akan sulardan içmek önerilmiyor. Elleri de sık sık dezenfekte etmek iyi olacaktır. Dişleri fırçalamak ve banyo yapmak için ayrı su kullanmak, otel ve trenlerde verilen çarşafları kullanmamak kadar paranoyak olmaya da gerek yok.

Çöp birikintilerinin yanında inek, domuz, köpek, eşek, at görmek çok doğal

Hindistan'da yiyecek içecek fiyatları gayet uygun. Bir litre su 20 rupi, bir şişe bira 80 rupi, et yemeği ve pilavdan oluşan ortalama bir yemek 500 rupi. Akşam 8 gibi alkol satışı yasaklanıyor. Yine de bakkallardan 10-20 rupi bahşiş karşılığında temin edilebiliyor. Bisküvisinden diş fırçasına ve cep telefonuna, satılan ürünlerin çoğu Çin malı. Ülkede büyük bir vergi politikası var. Restoranlardaki yemeklerin toplam fiyatına ek vergi ödemek gerekiyor. 400 rupilik bir yemek 450'ye, 1800 rupilik yemek 2100 rupiye çıkıyor. Üzerine de bahşiş talep ediyorlar. Bahşiş ülke genelinde her ortamda yaygın. Fotoğraf çekimi için poz veren yerliler, trende inilecek durağa yaklaşıldığını haber veren görevliler, yine tren istasyonunda seyahat bilgilerinin yazıldığı defterde ne yazdığını açıklayan insanlar,  turist olduğunu anladıklarının yanına gidip yol tarif edenler, lavabo çıkışında peçete tutup bekleyenler ve daha bir çok türde bahşiş isteme yöntemleri olan insanlara denk gelmek mümkün. Bu insanları kibarca reddetmek gerekiyor. Genelde ısrar etmiyorlar.

Hindistan'ın geniş bir yemek kültürü var. Çeşitli mezelerin topluca bulunduğu, genellikle papadum denen yufka ekmekle sunulan thali denenebilir. Biryani isimli baharatlı pilavı da sade veya etli olarak sunuluyor.  Bunun haricinde, tikka, tandoori, butter chicken, Rogan josh en bilinen Hint yemeklerinden. Bu yemekler standart olarak bol baharatlı oluyor. Damak tadına göre baharat miktarını ayarlatmakta fayda var. Baharat olarak çoğunlukla yeşil kakule, kişniş, chili biberi, köri, karanfil, safran, çin tarçını, zerdeçal, çemen, sarımsak, karabiber, kimyon kullanılabiliyor (ülkedeki çeşitli baharat dükkanlarından bu baharatlar temin edilebilir). Et yemeklerinde genellikle tavuk veya keçi eti oluyor. Kuzu eti de diğerleri kadar olmasa da yaygın. Domuz eti sadece Müslümanların olduğu bölgelerde değil, genel olarak hayvanın temiz olmamasından dolayı çoğu yerde, sığır eti de Hinduların inançları gereği çoğu yerde tüketilmiyor. Ana yemeklerinin yanında sarımsaklı, sebzeli, safranlı pilav ve chapati lavaş ekmeği başta olmak üzere türlü türlü ekmekleri bulunuyor. Kahvaltılarda lavaş ekmeğinin yanında omlet ve çeşitli reçeller yaygın. Tatlılarında çoğunlukla tarçın kullanılıyor. Nohut unu ve pudra şekeri ile yapılan ladoo en meşhur tatlıları. Bunların haricinde çevresinin temiz olduğu görünen sokakta satılan yiyecekler de denenebilir. Özellikle samosa'yı ve kachori'yi denemek gerek. Masala çayı, lassi denen meyve aromalı kıvamlı ayranı ve Kingsfisher birası da oldukça ünlü.

Thali içerisinde bizim damak tadımıza pek hitap etmeyen mezeler de var ve çok acı olabiliyorlar

Otoyol kenarlarında da İngiliz usulü sütlü çay satılıyor. Masala baharat karışımı eklenmiş hali olan masala çayı ise Hindistan'daki en popüler içecek

Hindistan'a genellikle muson yağmurlarının olmadığı dönemde, Ekim ile Mart ayları arasında gidilmesi daha uygun. Ülkenin kuzeyi ile güneyi arasında sıcaklık farkı olduğundan gidilecek yere göre ideal ziyaret aralığı değişiyor. Haziran - Ağustos arasında ülke aşırı sıcak. Buna muson da eklenince boğucu bir hava söz konusu olacaktır. 

Ülkedeki oteller her kesime hitap edecek şekilde çok değişken fiyatlı. Bazılarının günlük fiyatıyla başka birinde 1 hafta kalınabiliyor.

Ülkenin kumaşları çok popüler. Şehir merkezlerinde bulunan kumaş dükkanlarından çeşitli Hint eşarpları ve şalları alınabilir. Baharat olarak da safran ve masala alınabilir.

Hindistan'a daha geniş süreli bir gezi planlanmışsa batı sınırındaki Pakistan, doğu sınırındaki Bangladeş, Nepal gibi ülkeler de ziyaret edilebilir.


GENEL BİLGİLER

Hindistan, 29 eyalet ve 7 birlik bölgesinden (merkez hükümete bağlı bir çeşit yönetimsel bölge) oluşan ve İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth of Nations) üyesi federal devlet yapısına sahip bir ülke. Ülkede 1 milyardan fazla insan yaşayınca yönetimsel olarak biraz değişik bir yapılanma kurmuşlar. En kalabalık yerleri Maharashtra eyaletine bağlı Mumbai şehri, Delhi birlik bölgesi ve Karnataka eyaletine bağlı Bangalore şehri. Ülkenin başkenti ise Delhi birlik bölgesinin de başkenti olan New Delhi şehri. 

Ülkenin resmi dilleri Hintçe ve İngilizce. Hintçe ülkenin tamamına yakınında konuşuluyor. İngilizce ise oldukça geri sıralarda. Halk içinde İngilizce konuşan kişi bulmak pek kolay olmayacaktır. Bir milyondan fazla kişinin konuştuğu, başta Bengalce, Telugu, Marati, Tamilce, Urduca olmak üzere 29 dil bulunuyor. Daha az sayıda kişinin konuştuğu diller de eklenince yüzlerce dilin konuşulduğu bir ülke Hindistan.

Uzun yıllar boyunca İngiltere sömürüsü olan Hindistan'ın özgürlüğünü kazanmasında en büyük role sahip kişi şüphesiz Mahatma Gandi'dir. Ülkedeki İngiliz yönetimine karşı pasif direnişe liderlik eden Gandi, 2. Dünya Savaşı sonrasında İngilizlerin güç kaybının da etkisiyle ülkenin özgürlüğüne kavuşmasında başrol oynamıştır. Ülke bağımsızlığına kavuşmuş ancak bağımsızlık mücadelesi sırasında Gandi'nin yanında olan Muhammed Ali Cinnah önderliğindeki müslüman çoğunluk Hindistan'dan ayrılarak batı ve doğu kısımlarda iki farklı konumda Pakistan'ı kurmuştur (birkaç yıl sonra Doğu Pakistan hakimiyeti kaybolarak Bangladeş kurulmuştur). Böylece Hindistan özgürlüğüne kavuştuktan bir süre sonra batısında Pakistan, doğusunda Bangladeş'e komşu oldu. Bu süreçte Mahatma Gandi bölünmeyi istemese de iç savaşın çıkarak çok sayıda insanın yaşamını yitirmemesi için ayrılığa onay verdi. Bu olayın Hindistan'ı zayıflattığını düşünen aşırı bir milliyetçi tarafından ise suikaste uğrayarak yaşamını yitirdi. Ülkede bir çok yerde Mahatma Gandi anısına heykeller dikilmiştir. Uzun yıllar sınırların çizilmesi konusunda anlaşamayıp savaşan Pakistan ile Hindistan arasında halen Keşmir bölgesi meselesi sebebiyle çatışmalar yaşanıyor.

Hindistan'da birçok farklı inanış var. Ülke nüfusunun çok büyük bir kısmı hinduizmi benimsemiş. Daha sonra ise sırayla müslümanlık, hristiyanlık, sihizm, budizm ve jainizm geliyor. Hindular ülkenin kuzey ve doğu ucu hariç her yerine yayılmış durumdalar. Müslümanlar da daha seyrek olsa da ülke geneline yayılmış durumdalar. Hristiyanlar güney ve batı kısımlarda yoğunlaşıyor. Sihler sadece Punjab eyaletinde bulunuyor. Budistler Maharaştra ve Cemmu-Kaşmir eyaletinde, Jainler ise batı kesimde yoğunukta. 

Ülke nüfusunun %70'e yakını Hindu. Bu sebeple çoğu yerde küçük tapınaklar görülebiliyor

Hindu'larda özellikle kadınların kıyafetleri ve alınlarındaki kırmızı/turuncu boya (bindi) dikkat çekiyor. Alnın ortasında bulunan kırmızı nokta olumsuz düşüncelerden arınmayı ve üçüncü gözü, dolayısıyla bir gün bu gözün açılıp aydınlanabileceklerini temsil ediyor. Evli Hindu kadınlar tarafından daha çok bu renk kullanılıyor, bekar ve dul Hindu kadınlarının bindileri ise genellikle siyah renkte oluyor. Modaya göre daha başka renkler de kullanıldığı oluyor. Boya haricinde yapıştırma şeklinde kullanımı da yaygınlaşıyor.  Erkek Hindularda da bazen bindiye rastlanıyor. Erkeklerde buna tilak adı veriliyor. Tapınaklardan çıktıktan sonra, ibadet edildiğini göstermek için de bindi/tilak takılabiliyor.

Jaipur'da Jal Mahal'i seyreden renkli kıyafetli Hint kadınlar

Hindular kendilerine fayda sağlayan her şeyi kutsal sayıyorlar. Bunlar arasında ise en çok önem verdikleri inekler. İnekler, karşılık beklemeden süt veren bir anne gibi onlar için. Bu yüzden tüm varlıklar arasında ineklerin yeri ayrı. İnek eti yememeleri de bununla ilgili. Çevrelerindeki ineklere de dokunmuyorlar. Bu yüzden her yerde ineğe rastlanıyor. Bunun haricinde ineklere tapma gibi bir durum söz konusu değil. İnekler çoğunlukla çevredeki yeşilliklerle ve çöpten buldukları yiyeceklerle, kendi hallerinde yaşıyorlar.


Devamını Oku
      edit

31 Ocak 2016 Pazar

Ocak 31, 2016 tarihinde, tarafından

Seyahat Yardımcısı : Gdansk (Polonya)

Gdansk Poland

Ülkenin kuzeyinde, Baltık Denizi kıyısında yer alan, Pomeranya Voyvodalığı'nın başkenti, 2. Dünya Savaşı'nın başladığı şehir :  Gdansk

Gdansk'a ülkemizden doğrudan uçuş bulunmuyor. Varşova'ya geldikten sonra trenle, uçakla ya da otobüsle şehre ulaşılabilir. Trenle yolculuk yaklaşık 2 saat 45 dakika, otobüsle 4,5 saat, uçakla 55 dakika sürüyor. Uçaklar çok sık değil ve 10 zloti gibi ucuz uçuşlar Varşova'nın bir ucundaki Modlin Havaalanı'ndan yapılıyor. 25-35 zloti arasındaki otobüsler Varşova merkeze nispeten daha yakın olan Wilanowska bölgesinen hareket ediyor. Trenle ulaşım ise en sık tercih edilen yöntem. 2. sınıf bilet fiyatları 50 ile 100 zloti arasında değişiyor. Krakow'dan trenle ise 8,5 saat süren bir gece yolculuğu yapılarak buraya ulaşılabilir.

Şehrin turistik merkezi Główne Miasto (Main City). Burada görülecek ilk yer ise Brama Wyżynna (Upland Gate) ile başlayan, Złota Brama (Golden Gate) ile devam eden, Brama Zielona (Green Gate) ile de sona eren, arasında Ulica Długa (Long Lane) Caddesini bulunduran kral yolu; Royal Route.

Yolun batı ucunda bulunan Upland Gate, inşa edildiği dönemde çevresinde bulunan hendekler sebebiyle bu ismi almış. Üzerindeki 3 sembolden tek boynuzlu at Prusya Krallığı'nı, melekler Polonya'yı, aslanlar da Gdansk'ı temsil ediyor. Sembollerin altında ise "Adalet ve takva tüm devletlerin temelidir" yazmakta. Brama Wyżynna'nın hemen yanında Wieża Wiezienna (Torture House) ve bitişiğinde Katownia (Prison Tower) yer alıyor. Burası günümüzde eski kalıntıları içerse de genel olarak amber taşı müzesine (Muzeum Bursztynu) dönüştürülmüş. Yaz aylarında açılan kulesinden şehir manzarası izlenebilir. Hemen arkadaki Golden Gate, rota üzerindeki ikinci geçittir. Üzerinde barışı, özgürlüğü, varlığı, şöhreti, bilgeliği, takvayı, adaleti ve uyumu simgeleyen 8 figürü bulunan geçitte şu yazı yazar : "Uyum küçük devletleri büyütür, uyuşmazlık büyük olanları çökertir".

Dwór Bractwa św. Jerzego and Złota Brama
Golden Gate'in bitişiğinde kızıl renkli Dwór Bractwa św. Jerzego (Court of St. George's Brotherhood) bulunur. Bina eski tarihte bir dernek üyelerinin buluşma noktası olması için inşa edilmiş

Golden Gate geçidinin ardından rengarenk binalarıyla şehrin en turistik caddesi olan Ulica Długa (Long Lane) Caddesi başlar. Eski zamanlarda belediye başkanının, meclis üyelerinin, tüccarların, kısaca şehrin elit kısmının yaşadığı yer olduğundan, binaların çoğu oldukça gösterişli olarak inşa edilmiş. 2. Dünya Savaşı sırasında burası büyük ölçüde tahrip olmasına rağmen savaş sonrası yenilenerek orijinaline yakın bir görünüme kavuşmuş.

Ulica Długa
Ulica Długa üzerinde çok sayıda restoran da bulunmaktadır

Ulica Długa'da ilerlerken tepesinde saat kulesi bulunan Ratusz Głównego Miasta (Main Town Hall) binası göze çarpacaktır. Şehir meclisinin merkezi olarak uzun yıllar kullanılan bina günümüzde şehir müzesine dönüştürülmüştür. Müze Pazartesi günleri hariç ücretlidir. Binanın tepesindeki kuleden 5 zloti ücret karşılığında bölge manzarası izlenebilmektedir. Main Town Hall'dan sonra Ulica Długa genişler ve Długi Targ (Long Market) başlar. Gdansk'ın ticaret, gösteri ve eğlence merkezi olarak tarihte yerini almış bu kısmında gösterişli evler ve restoranların yanı sıra şehrin sembollerinden Fontanna Neptuna (Neptune's Fountain) anıtı bulunmaktadır. Avrupanın önemli şehirlerinde de görülebilen, Roma mitolojisinde su ve deniz tanrısı olan Neptün'ü tasvir eden (ek bilgi; Yunan mitolojisinde su, deniz ve atların tanrısı Poseidon'dur) çeşme, konumuyla da turistlerin en çok ilgisini çeken yerler arasındadır.

Fontanna Neptuna
Fontanna Neptuna ve arkasındaki Artus Court

Fontanna Neptuna'nın arkasındaki süslü beyaz konak Dwór Artusa (Artus Court), Ulica Długa'daki en meşhur yapılardan biri. Şehrin ileri gelenlerinin ve tüccarların buluşma noktası olarak kullanılmış, adını Britanya mitolojisinin ünlü kralı Arthur'dan alan bina günümüzde Gdansk tarih müzesinin bir kısmına ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Uphagen House, Ferber House, Schumann House, New Bench House, Golden House Ulica Długa'da dikkat çeken ve turist kılavuzlarında da geçen binalardan.

Ulica Długa'ın sonunda Brama Zielona (Green Gate) yer alır. Polonya kraliyetine mensup kişilerin oturması için inşa edilmiş ancak bu amaçla neredeyse hiç kullanılmamış olan Green Gate, dört kemerli geçide sahip. Her kemerin üstünde bir sembol bulunuyor : Prusya krallarının kartalı, Polonya amblemi, Gdansk amblemi ve Prusya Krallığı amblemi. Günümüzde çeşitli etkinliklerin düzenlendiği Green Gate, Gdansk'ın kraliyet rotasının sonudur.

Green Gate Long Market Main Town Hall
Green Gate'den Long Market ve Main Town Hall görünümü

Kemerlerin içinden geçince Motława Nehri görünecektir. Şehrin ticaretle zenginleşmesinde ve istilacılara karşı korunmasında büyük öneme sahip nehir üzerinde gemi ve kanolarla gezinti yapılabilmektedir. Nehir kıyısında çok sayıda ev ve restoranın yanı sıra şehrin diğer sokaklarına açılan geçitler bulunur. Żuraw (The Crane), kıyıdaki en dikkat çekici yapıdır. Zamanında gemilere yük taşıma ve bayrak direği yerleştirme işleri, içerisindeki iki büyük tahta tekerleğin insan gücü ile hareket ettirilmesiyle burada gerçekleştirilmiştir.

The Crane
Günümüzde Polonya Deniz Müzesi'ne ait olan The Crane yaz aylarına ziyaretçilere açıktır

Motława Nehri'nin diğer kıyısına, nehir üzerindeki köprülerden yürüyerek geçilmekte. Green Gate'in bitimiyle başlayan köprüden Wyspa Spichrzów (Granary Island) adacığına ulaşılabilir. Bu ada yeni çağda, Gdansk için büyük bir gelir kapısı olan yüzlerce tahıl ambarının yer aldığı, günümüzde ise bu ambarların kalıntılarına rastlanabilen, yürüyerek gezilip görülebilecek bir adadır.

Şehirde Ulica Długa'nın paralelindeki her sokak kendine özgü tarihi bir atmosfere sahip. Chlebnicka ve devamındaki Piwna caddeleri, Mariacka, Świętego Ducha, Świętojańska ve Straganiarska, bir uçları Motława Nehri'ne geçitlerle açılan caddeler. Główne Miasto'da Bazylika Mariacka (St. Mary’s Church) Roma katolik kilisesi de ihtişamlı yapısıyla görülebilecek önemli yapılardan. Kilisenin kulesine çıkarak şehrin manzarası da izlenebiliyor.

Bazylika Mariacka
Bazylika Mariacka'daki kuleye 6 zloti ücret ödeyerek çıkılabiliyor

Gdansk'ın önemli sembollerinden biri de 1970 yılındaki işçi grevi sırasında ölenlerin anısına dikilmiş, Plac Solidarności bölgesinde, eski adıyla Lenin yeni adıyla Gdansk tershanesi girişinde bulunan anıttır (Pomnik Poległych Stoczniowców 1970 / Monument to the Fallen Shipyard Workers 1970). 1945-1989 yılları arasında ülkede varlığını sürdüren komünist rejim dönemi içerisinde, 1970 yılının sonunda gıda zammı kararlarının ardından aşırı yükselen fiyatları protesto eden sanayi işçilerinin başlattığı, Gdansk ve diğer birkaç şehirde gerçekleşen ayaklanmalarda polisin silahla karşılık vermesiyle onlarca kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmış. Olaylardan 10 yıl kadar sonra da bu anıt dikilmiş. Anıt, komünist bir ülkede komünist baskıya karşı dikilen anıt olarak da ilgi çekicidir. Anıtın arkasındaki Europejskie Centrum Solidarności (European Solidarity Centre) binası müze ve kütüphane olarak ziyarete açıktır.

Monument to the Fallen Shipyard Workers 1970 Gdansk Poland
Anıt, 1970 olaylarında yaşamını yitiren ilk üç işçinin öldürüldüğü yere dikilmiş. Tepedeki üç çarmıh bu üç kişiyi sembolize ediyor.  Anıtın arkasındaki duvarda da yaşamını yitirenlerin anısına yazılar bulunuyor

Gdansk'ın Baltık Denizi kıyısında bulunan Westerplatte, şehirde tarihi öneme sahip diğer bir bölge. Almanların buradaki Polonya askeri depolarına saldırısı ile resmen 2. Dünya Savaşı başlamış sayılıyor. Günümüzde de bu bombalamaların yıktığı karakollar görülebilmektedir. Bununla birlikte, karargahların birinden dönüştürülen müze ve bölgede yaşamını yitiren askerler anısına dikilmiş anıtlar ziyarete açıktır. Westerplatte ücretiz olarak gezilebiliyor. Motława Nehri üzerindeki nostaljik gemiler bölgeye tur düzenlemektedir. Şehir merkezinden otobüs ve tramvayla da buraya ulaşılabilmektedir. 

Westerplatte Gdansk Poland
1939 yılındaki Westerplatte bombalamasında yıkılan bir karakol

Nigdy więcej wojny Westerplatte Gdansk Poland
Bölgeyi savunan askerler anısına dikilmiş bir anıt. Her sene 1 Eylül'de, 2. Dünya Savaşı'nın başladığı tarihte burada tören düzenlenmekte. Anıttan aşağıya doğru bakınca bir yazı göze çarpar : "Nigdy więcej wojny" yani: "artık savaş olmasın"

Gdansk, 2. Dünya savaşı sırasında oldukça hasar görmüş, daha sonra yeniden inşa edilmiş bir şehir. Uzunca bir süre de Almanya ile paylaşılamamış. Şehrin yüzyıllar içerisinde bir çok ismi olmuş (Danzig, Kdanzk, Danczig, Gyddanyzc, Danzc, Danczk, Gdąnsk, Gdania, Danceke, Danczik, Gdanzc). Burası tarihi önemiyle Polonya gezilerinde en az bir tam günlük ziyareti hak ediyor. Tricity olarak adlandırılan bölge olarak Gdynia ve Sopot şehirleri ile birlikte de gezilebilir. Gdansk'ın amber ve kehribarı da meşhurdur. 

Devamını Oku
      edit

17 Ocak 2016 Pazar

Ocak 17, 2016 tarihinde, tarafından

Seyahat Yardımcısı : Krakow (Polonya)

Krakow Poland Polonya

Polonya'ya 500 yıl boyunca başkentlik yapmış, ülkenin tarihi ve kültürel açıdan en önemli şehirlerinden, Küçük Polonya Voyvodalığı'nın başşehri : Krakow.

Şehre ulaşım için ülkemizden doğrudan uçuş bulunmuyor. Tek aktarmalı uygun uçuşlar tercih edilebileceği gibi, Varşova'ya geldikten sonra tren veya otobüslerle de şehre ulaşılabilir. Varşova'dan Krakow, 4 saatlik bir otobüs veya 2,5-3 saatlik bir tren yolculuğu mesafesinde bulunuyor. Bilet fiyatları otobüslerde 30-40 zloti arasında, ucuzluğu bakımından tercih edilebilir. Bunun için Varşova'daki Wilanowska bölgesine gitmek gerekiyor. Tren istasyonu ise şehir merkezinde. Tren fiyatları bilet sınıfına, tren tipine göre değişiyor. Otobüs biletinin iki katından daha ucuza bilet bulmak pek olası değil. Biletler istasyondaki gişelerden alınabiliyor. Varşova ile ilgili faydalı olabilecek bilgilere şu adresten ulaşılabilir.

Krakow merkezinde yani Stare Miasto (Old Town) olarak bilinen bölgede gezilecek yerler, eski Kraliyet yolu rotası üzerinde bulunuyor : Barbakan, Rynek Glowny (Market Square) ve Wawel Castle. İstasyondan indikten sonra şehrin en büyük alışveriş merkezi Galeria Krakowska'nın karşısındaki ara sokaktan yürüyerek, yeşil kubbeli St. Florian's Kilisesi'ne varılabilir. Avusturya'nın büyük kısmının ve Polonya'nın koruyucu azizi olarak bilinen St. Florian'ın anısına inşa edilmiş kilise, Wavel tepesinie uzanan Kraliyet yolunun başlangıcı olarak öneme sahiptir. Kilisenin karşısından, şehrin savunma kulesi Barbakan duvarları görünmektedir. Bu iki yer arasındaki alan Plac Jana Matejki (Jan Matejko Square) olarak bilinir. Jan Matejko, Polonya'nın en ünlü ressamlarındandır.

Plac Jana Matejki üzerinde Grunwald Anıtı yer alıyor. Anıt, Polonya-Litvanya kuvvetlerinin Töton Şövalyeleri'ni Grunwald Savaşı'na mağlup etmesi anısına dikilmiş

Krakow'un eski şehir merkezi, 3 kilometre uzunluğunda surlarla çevrili, onlarca kulesi ve çok sayıda girişi olan, dışı hendeklerle kaplı korunaklı bir bölgeymiş. Şehrin modernizasyon çalışmaları sırasında bu tarihi yapıların çoğu yıkılmış, günümüze surların bir kısmı, Brama Floriańska (Florian Gate) kapısı, kapıyı koruyan Krakow Barbakanı ve birkaç kule kalmış. Old Town'u çevreleyen surların yerine Planty Park olarak bilinen şehir parkı yapılmış. Yıllarca şehrin savunmasında büyük önemi olmuş barbakan günümüzde yaz konserleri ve tiyatro etkinliklerine ev sahipliği yapıyor, ayrıca turist ziyaretine de açık. Florian Gate, adını karşısındaki St Florian kilisesinden alıyor. Osmanlı saldırılarından korunmak için yapıldığı belirtilen kapı, ünlü Ulica Floriańska w Krakowie (Floriańska Street) Caddesinin girişi konumunda bulunuyor.

Barbakan'dan Old Town girişi görünümü. Kapının Floriańska Caddesi'ne bakan yüzünde yangına su döken Roma askeri olarak betimlenmiş St Florian kabartması yer alıyor. St Florian, Avusturya ve Polonya'nın koruyucu azizi olmasının yanı sıra itfaiyecilerin de koruyucusu olarak biliniyor.

Çok sayıda restoran, otel, döviz bürosu ve alışveriş mağazasının bulunduğu Floriańska Caddesi'nin bitiminde, şehrin ünlü meydanı Rynek Główny (Main Square) yer alıyor. Meydanın girişinde tüm haşmetiyle Kościół Mariacki (St. Mary Bazilikası) görünmekte. Birbirinden 12 metre farklı yükseklikle olan iki kulesinden uzun olanı (Mariacki Kulesi olarak da geçiyor) yıllarca şehrin gözetleme kulesi olarak kullanılmış. Ayrıca bu kulenin üst penceresinden saat başı dört kez arka arkaya trompet sesi duyulmakta. Hejnał Mariacki (St. Mary's Trumpet Call) adlı bu Krakow marşı eski bir geleneğin yaşatılması için çalınıyor. Trompet sesi, şafak ve alacakaranlık vaktinde şehir kapılarının açılıp kapanmasını, yangınlarda ve şehrin istilasında uyarı sinyali olarak kullanılmaktaydı. Kuledeki bir görevli her saat başı dört farklı yöndeki pencereden 4 kez bu marşı çalmakta, her çalışında marş sona ermeden çalmayı bırakmakta ve çevresine el sallamaktadır. Marşın yarım bırakılma sebebi olarak çeşitli efsaneler bulunur. Bunlardan en çok kabul göreni, Moğol istilası sırasında şehir kapılarının kapanması için trompeti ile Hejnał Mariacki çalan askerin, marşı bitiremeden boğazına saplanan okla ölmesidir. Diğer bir inanışa göre ise şehrin diğer kuleleri ile düet şeklinde çalınan marşın, diğer kulelerin yıkılması ile yarım kalmasıdır. Bazilikanın ibadete açık ve turistik olmak üzere iki girişi bulunmakta, turistik kısıma ücretle girilmektedir. İçerideki Great Altar görülmeye değerdir. Yaz sezonunda bazilikanın kulesi de ücret karşılığında ziyaretçilere açıktır.

Rynek Główny, yapıldığı çağda Avrupa'nın en geniş meydanlarından biriymiş. Günümüzde  kimi zaman konserlerin düzenlendiği, kimi zaman da yemek alanları ve şekerlemecilerin bulunduğu meydanın tam ortasındaki Sukiennice (Cloth Hall) binası, tarihteki bilinen en eski alışveriş merkezlerinden biri. Çeşitli tekstil ürünleri, takılar, ahşap oymalar, cam süsler ve daha birçok türlü hediyelik eşyalar için göz atmakta fayda var. Sukiennice'nin diğer kısmında ise Wieża ratuszowa (Town Hall Tower) yer alıyor. Kule günümüzde Krakow Tarih müzesinin bir bölümü olarak ziyarete açık. Ayrıca tepesine çıkılarak 70 metre yükseklikten şehir manzarası izlenebilir. Meydanda yapılabilecek bir diğer etkinlik ise faytonlara binerek şehri turlamak ya da Kościół Mariacki yanındaki ücretsiz rehberli yürüyüş turlarına katılmaktır.

Meydanda, Sukiennice ile Kościół Mariacki'nin ortasında, Adam Mickiewicz anıtı yer almakta. Polonya'da doğmuş, İstanbul'da ölmüş olan, Polonya'nın bağımsızlığı için yıllarca çabalamış olan bu ünlü şair anısına dikilen anıt, merkezdeki en bilinen buluşma noktasıdır. Mickiewicz'in Polonya direnişini örgütlemek için geldiği İstanbul'da yaşamını yitirdiği ev ise müzeye çevrilmiştir. 

Kraliyet yolu üzerindeki son durak ise Wawel tepesi ve buradaki Wawel kalesi. Buraya ulaşmak için Floriańska caddesinin devamı sayılabilecek Grodzka caddesini boylu boyunca yürümek gerekiyor. Cadde tarihi bir döneme de tanıklık etmiş olduğundan üzerinde Kościół ŚŚ Piotra i Pawła (Saints Peter and Paul Church), Kościół św. Andrzeja (St. Andrew's Church), Kościół św. Marcina (St Martin's Church), Kościół św. Idziego (Church of St. Giles) gibi farklı mimarilerde kiliseler yer alıyor. Saints Peter and Paul kilisesinin karşısındaki Mary Magdalene (Magdalalı Meryem - İsa'nın destekçilerinden olduğu söylenir) meydanından Grodzka caddesine paralel olan Kanonicza caddesi de kraliyet yolu içerisinde yer alıyor. Cadde bitiminde Krakow'un ünlü Wawel kompleksi görünecektir. Eski tarihte kraliyet üyelerinin ikamet ettiği Zamek Królewski (Kraliyet Sarayı), kralların taç giyme ve cenaze törenlerine ev sahipliği yapan Katedra Wawelska (Wawel Katedrali) ve kraliyet eşyalarının sergilendiği müzelerin yer aldığı Wawel tepesi, Krakow'un en eski yerleşim yerlerinden biri.

Wawel Katedrali ve hemen yanındaki Kraliyet Sarayı girişi. Wawel tepesine giriş ücretsiz olsa da içerisindeki yapılar için ayrı ayrı bilet satılıyor. Katedrale giriş ücretsiz ancak katedraldeki mahzen, müze ve kule için bilet gerekiyor.

Wawel tepesinden, Polonya'nın ünlü Vistül nehri eşliğinde şehrin manzarası da izlenebilmektedir. Tepenin Vistül nehrini gören kısmında, kalenin dışına nehir kenarına inen bir merdiven bulunuyor. Girişindeki otomattan 3 zloti ücret ödeyerek bu merdivenlerden inilerek Smocza Jama (Smok / Dragon's Den) mağarasına inilmektedir. Mağaranın Smok Wawelski adındaki Wawel ejdarhasının yuvası olduğuna inanılır. Bir rivayete göre ejderha, civardaki hayvanları yiyor ve yerel halkın yaşamını zorlaştırıyor, kendisini öldürmeye gelenleri de ateşiyle yakıyormuş. Bu durum karşısında Kral Krakus, oğulları Lech ve 2. Krakus'tan ejderhayı öldürmelerini istiyor. Oğulları da ejderhayı içi sülfür dolu bir hayvan ölüsü ile besliyorlar ve ejderha ölüyor. İki kardeş, ejderhayı öldürme onurunu kimin hak ettiğini tartışırken Lech, 2. Krakus'u öldürüyor ve bunu ejderhanın yaptığını söyleyerek kral oluyor. Bir süre sonra yeni kralın yalanı ortaya çıkıyor ve Lech şehirden kovuluyor. Şehre, ölen kardeş Krakus'un adı veriliyor. (Başka bir rivayette ise kral ejderhayı öldürene kızını vereceğini duyuruyor. İlan sonrası şövalyeler şanslarını deniyor ancak ejderhayı öldürmede başarısız oluyor ve ölüyorlar. Krakus -ya da Krak- adında bir ayakkabıcı çırağı, içine sülfür koyduğu ölü bir hayvanı ejderhanın mağarasına bırakıyor. Ejderha, tuzak hayvanı yiyor ve bir süre sonra midesindeki sülfür alev alıyor, yanmayı durdurmak için hemen nehirden bolca su içen ejderha bir süre sonra şişkinlikten ölüyor. Krak da prensesle evleniyor ve kralın ölümünden sonra yeni kral oluyor. Wawel tepesine bir kale inşa ettiriyor, tepenin çevresine insanların yerleşmesiyle şehir kuruluyor ve buraya Krakow adı veriliyor. Efsanenin benzeri senaryolarda daha pek çok türevi bulunuyor.)

Şehirde bu kadar efsanesi dolaşan, hatta bazılarına göre şehrin adının verilmesinde de payı olduğu düşünülen bu ejderhaya ait olduğuna inanılan kemikler Wawel katedrali girişinde asılı bulunuyor. Bu kemiklerin yere düşmesi durumunda dünyanın yok olacağına dair bir inanış var. Smocza Jama'dan Wawel tepesinin dışına çıkıldığında ise Vistül nehri kenarında Pomnik Smoka Wawelskiego olarak bilinen Wawel ejderhası heykeli bulunuyor. Bu heykel özellikle turistlerin oldukça ilgisini çekiyor.

Smocza Jama'nın metalden heykeli her beş dakikada bir ağzından alev püskürtüyor. Ayrıca SMOK yazıp 7168'e mesaj atarak da manuel olarak alev tetiklenebiliyor

Krakow'da tarihi kraliyet yolu bölgesi haricinde görülmesi gereken yer 2. Dünya Savaşı'nın en dramatik yerlerinden biri : Auschwitz Kampı. Bölgeye şehir merkezindeki otogardan Oświęcim minibüsleri ile 12 zloti ödeyerek ortalama 75 dakikada ulaşılıyor. Minibüs ayakta yolcu alması bakımından kötü gelebilir. Otobüs ile benzer sürede 14 zloti ile ulaşım sağlanıyor. Trenlerle de ulaşım mümkün ancak yolculuk daha uzun sürecektir.  Şehir merkezinden Auschwitz'e turlar da düzenlenmektedir.

Lehçede "aydınlanmış yer" anlamına gelen Oświęcim şehrinin Almanca karşılığı Auschwitz. Almanların 2. Dünya Savaşı sırasında kurduğu onlarca kamptan en bilinenleri burada yer alıyor. Almanca telaffuzu "Auf Schweiz" (İsviçre'ye) kelimesine yakın olduğu için buraya gönderilenlerin savaştan uzaklaştırıldığı düşünülüyormuş başlarda, tabi zamanla işin aslı ortaya çıkmış. 1 milyondan fazla insan buradaki kamplarda öldürülmüş. Kamp temel olarak birbirinden birkaç kilometre uzaklıktaki üç kısımdan oluşuyor : Auschwitz I, Auschwitz II (Birkenau) ve Auschwitz III (Monowitz).

Monowitz kısmı çoğunlukla Almanların sentetik kauçuk ve sıvı yakıt üretimi için kurdukları fabrikalar için kullanılmış ve esirler buraların inşasında ve işlemesinde kullanılmış. Çalışamayacak duruma gelenler hastalanarak ölmüş veya öldürülmüş. Savaş bitmeden hemen önce esir kayıtları yok edildiği için tam sayı bilinmese de  10 bin ile 40 bin arasında kölenin bu kamp koşullarında öldüğü söyleniyor. İş göremez duruma gelen esirlerin ölümü çoğunlukla silahla vurularak, zehirli iğne enjekte edilerek veya Birkenu kampında gaz çemberlerine sokularak gerçekleşmiş. Savaş sonrası bu bölgedeki fabrikaların çoğu boşaltılıp bir kısmı yıkılsa da günümüzde yenilenmiş olarak farklı amaçlarla çalışmaya devam ediyor. Bölgedeki esir kamplarından geriye az sayıda yapı kaldığı için Monowitz ziyaret bölgesi olarak geçmiyor. Bu yüzden Auschwitz denince akla Auschwitz I ve Birkenau geliyor.

Auschwitz I ve Birkenau ziyaret saatleri değişken. Sabah 8.00'de başlayan girişler sezona göre 14.00 ile 19.00 arasında sona eriyor. Güncel ziyaret saatleri için şu adrese bakılabilir. Auschwitz I kampı girişinde bilet gişesi bulunuyor. Yoğun ziyaretçi talebinden dolayı Saat 10.00 ile 15.00 arası sadece rehberli turlarla ziyaret mümkün. Bu saatler haricinde gişelerde ücretsiz olarak temin edilebilecek biletlerle kamp ziyaret edilebiliyor. Kamp içerisine büyük boy çanta sokulmuyor. Çantalar girişteki gişelere 3 zloti karşılığında teslim edilebiliyor.

Auschwitz I içerisindeki binalar savaş öncesinde Polonya askerleri için inşa edilmiş. Toplama kampı yapılacağı zaman yeniden düzenlenmiş, çevresi bölgeden kaçışları engellemesi için elektrikli tellerle çevrilmiş. Kampa çeşitli bölgelerden trenlerin hayvan taşınan vagonlarında gelen çoğu Yahudi olmakla birlikte aralarında çingenelerin ve eşcinsellerin bulunduğu esirler, eşyalarına el konulduktan sonra içeri alınıyormuş. Bu süreçte, ölüm meleği lakaplı doktor Josef Mengele önderliğindeki subaylar, tutsakları çalışıp çalışamayacak ve deneylerde kullanılacaklar olarak sınıflandırıyormuş. Bu işlemlerin ardından esirler kampın asıl girişine yönlendiriliyorlarmış. 

Diğer bazı toplama kamplarında olduğu gibi "Arbeit Macht Frei", yani 'çalışmak özgür kılar' tabelasıyla giriliyor Auschwitz I kampına. Bir Alman yazarın romanında geçen bu cümle yıllar sonra Almanya'daki işsizliğin önüne geçmek için bir siyasi slogan olarak kullanılmış. Sonraları ise bazı toplama kamplarının girişine olduğu gibi buraya da bu yazı asılmış. 

Auschwitz I Kampının girişindeki ünlü yazıda B harfi ters duruyor. Bunun sebebinin, tabelayı yapan tutsakların kendilerine yapılan zorbalıkları simgelemesi olduğu söyleniyor. Günümüzdeki tabela orijinalinin kopyası. Çalınan orijinali ise bulunmuş ve müzede sergileniyor.

İş göremez olarak sınıflandırılanlar ve kampta sonradan hastalananlar doğrudan gaz odalarına götürülerek Zyklon B adlı, tarım alanında böcekleri öldürmek için kullanılan ilaçla öldürülmüş. Çığlıkları duyulmasın diye de odaların başında gürültülü makineler çalıştırılmış. Cesetler başlangıçta toplu mezarlara atılırken ölü sayısnın artması ile kampa krematoryum inşa edilmiş ve öldürülen esirler işe yarayabilecek saç, diş vb kısımları alındıktan sonra burada yakılmış. Yakılan cesetlerin külleri ve yakım sırasında çıkan yağlar da değerlendirilmek üzere toplanmış. Yağ ve küllerinden sabun ve toprak dolgusu, saç ve dişlerden ise ayakkabı ve toka gibi gereçler yapılmış.

Çalışabilir durumdaki esirler traş edilip, bit kontrolünden geçirilerek üzerlerine damgalanan numaralarıyla fotoğraf çekilmelerinin ardından zor koşullar altında kendilerine verilen görevleri yerine getirmişler. Kadınlar genellikle giysi imalatı ve yemek işlerinde çalışmışlar. Erkekler de inşaatlarda, madenlerde ve Monowitz'deki işlerde çalışmışlar. Çoğu da hastalanarak veya zayıf düşerek diğer esirlerle aynı sona maruz kalmış.

Auschwitz I'deki krematoryumun içi. Kampın yöneticiliğini yapan Rudolf Höss, savaş suçlusu ian edildikten sonra bu binanın dış kısmında idam edilmiş.

Denek olarak kullanılan esirler de çeşitli işkencelere uğramış. Doktor Josef Mengele esirleri kimi zaman iç organları patlayana kadar basınçlı odalara tutmuş, kimi esirleri de ne kadar soğuğa dayanabileceklerini görmek için donup ölene kadar soğuk odalara koymuş. Renkli gözlü ırk yaratmak için insanların gözlerinde de denemeler yapan, cücelere ve ikizlere karşı da ayrıca denemeleri olan Josef Mengele, akla hayale gelmeyecek diğer yöntemleriyle daha sonraları savaş suçlusu ilan edilmesine rağmen ülkeden kaçarak ölene kadar yakalanamamış.

Kamptaki bloklar tutsakların barınmaları veya hapishaneler olarak kullanılmış. 1–3, 12–14, 22–24 blokları başta Sovyet esirlerinin tutulduğu yerlermiş. Bir dönem ise 1-10 arası bloklar kadın esirlere ayrılmış. 10. blok, esirler üzerinde denemeler yapmak için kullanılmış. Ölüm bloğu olarak bilinen 11. blok bölgedeki ana hapishane olarak biliniyor. Burada çeşitli işkence yöntemleri (karanlık odalarda günlerce tutularak, tek kişinin sığabileceği bölmelerde dört kişi yine günlerce ayakta bekletilerek vb) uygulanarak esirler cezalandırılmış. Buradaki esirler gündüzleri ise çalışmaya zorlanmış. 11. Blok, gazla ilk defa infazların yapıldığı bina olarak da biliniyor. 19, 20 ve 21. bloklar, hasta esirlerin tutulduğu bloklarmış. Hızla iyileşemeyenler, kalplerine vurulan zehirli iğnelerle infaz edilmişler. 10. ve 11. bloklar arasında bulunan ölüm duvarın önünde esirlerin bir kısmı kafalarının arkasından vurularak öldürülüyormuş.

Günümüzde bu bloklar ziyarete açık. Kamplarda tutulanların kaldıkları odalar, tuvaletler, Zyklon B ilacının tutulduğu kaplar, esirlerin bavulları, gözlükleri, saçları, ayakkabıları, duvarlarda mahkumların fotoğrafları görülebilir.

Kamp esirlerinin meşhur pijamaları

Esirlerin kapma girişte alıkonulan ve bir daha göremedikleri valizleri. Üzerlerinde kime ait olduğuna dair yazılar bulunuyor

Kamplardaki hiç de steril olmayan tuvaletler

Auschwitz I kampına gelen on binlerce esirin çoğu infaz edilmiş ancak kamptaki esir sayısı gün geçtikçe  o kadar  artmış ki zaten kapasitesinin çok üstünde kişinin olduğu binalar yetersiz kalmış. Bu sebeple ikinci ve ilkine göre 20 kat daha büyük kamp, ana kamp Auschwitz I'in 3 km uzağındaki Birkenau inşa edilmiş. Başta Sovyet savaş esirlerinin tutulması için düşünülen kamp kısa süre içerisinde infazların merkezi olmuş. Kampta bulunan 200'den fazla ahşap bloğun çoğu savaştan sonra yok edildiğinden günümüzde restore edilmiş halleri ve bazı tuğla bloklar ziyaretçilere açık. Birkenau'ya Auschwitz I'den yarım saatte bir kalkan otobüslerle ücretsiz olarak ulaşılabiliyor. Kamp içerisi de ücretsiz olarak gezilebiliyor.

Kamplardan kaçmaya çalışanlar da olmuş. Kaçanların çoğunluğu yakalanarak kurşuna dizilmiş, yakalanamayanların yakınlarına ise işkenceler uygulanmış. Auschwitz'de nelerin yaşandığı da kamptan kaçanlar sayesinde dünyaya duyurulmuş. Savaşın bitimine yakın, Sovyetlerin Auschwitz'e girmelerinden 10 gün önce kamplardaki krematoryumlar imha edilmiş, kalan esirlerden yola çıkabilecek olanları kış soğuğunda uzunca bir yürüyüşe maruz kalmış. Bu sırada da çok sayıda kişi koşullara dayanamayarak yaşamını yitirmiş ve kampın son katliamı da bu şekilde gerçekleşmiş. Savaş sonrası bu kamplarda görevli olanların çok küçük bir kısmı yargılanabilmiş. Auschwitz'de yaşananlar çeşitli filmlere de konu olmuş. The Grey Zone, Playing for Time ve Triumph of the Spirit bunlardan bazıları. 

Auschwitz I ve Birkenau bölgelerinin sanal turu için şu adrese bakılabilir.

Krakow, Polonya'da turistik olarak en zengin şehir. Şehir merkezi ve toplama kampı için bir gün yetse de en az bir gün daha ayırıp Stare Miasto bölgesi dışındaki semtler (özellikle yahudi mahallesi Kazimerz) gezilebilir, ünlü tuz madenlerine düzenlenen turlara katılınabilir.

Devamını Oku
      edit

2 Ocak 2016 Cumartesi

Ocak 02, 2016 tarihinde, tarafından

Seyahat Yardımcısı : Varşova (Polonya)

Varşova Polonya Old Town Denizkızı warsaw

Marie Curie'nin doğduğu topraklarıyla, deniz kızı heykelleriyle dolu meydanlarıyla, Polonya'nın başkenti ve İstanbul'un kardeş şehri : Varşova.

İstanbul'dan yaklaşık 2 saat 30 dakikalık bir uçak yolculuğunun ardından Chopin Havaalanı'na ulaşılıyor. Türkiye'den doğrudan uçuş sayısı az ve ücretleri pahalı olduğundan aktarmalı uçuşlar tercih edilebilir. Aktarmasız uçuşların neredeyse yarı fiyatına tek aktarmalı uçuşlar bulunuyor.

Şehrin tüm görülecek yerleri merkez Śródmieście semtinde bulunuyor. Havaalanı'nda şehir merkezine 175 numaralı otobüslerle kolaylıkla ulaşılıyor. Otobüs durağının önündeki otomatlardan 4.4 zloti (2015 yılı itibariyle bir zloti 0,75 Türk lirasına denk geliyor) karşılığında otobüs bileti alınabilir. Otomatlarda kredi kartı da geçmektedir. 175 numaralı otobüs, şehrin en yüksek binası olan Bilim ve Kültür Sarayı'nı geçtikten sonra sola, meşhur Krakowskie Przedmieście caddesine girecektir. Bu cadde üzerinde Polonyalı ünlü şair Adam Mickiewicz'in heykeli, Pałac Prezydencki, Pałac Potockich gibi konakların yanısıra Varşova Üniversitesi ve birkaç kilise yer alır. Caddenin sonu Old Town'a (Stare Miasto) uzar.

Stare Miasto bölgesinde iki meşhur meydan bulunur. Bunlardan ilki olan ve Stare Miasto'nun girişi kabul edilen Plac Zamkowy (Castle Square), ortasındaki Kolumna Zygmunta (Sigismund's Column) sütunu ve yan tarafındaki Zamek Krolewski Kraliyet Sarayı ile dikkat çeker. Uzunca bir süre Polonya (o dönemde Lehistan olarak biliyoruz) ve İsveç kralı olarak görev yapan III. Zygmunt Waza'nın, Polonya'nın başkentini Krakow'dan Varşova'ya taşımasının ardından anısına yaptırılan bu sütun ve heykel, 2. Dünya Savaşı esnasında Varşova Ayaklanması'nda yıkılmış, savaşın ardından yeni bir sütun ile tekrar dikilmiş. Zamek Krolewski ise 13. yüzyılda yapılmış, yıllarca kraliyet mensuplarının ikamet ettiği, çoğu kere yıkılıp yeniden inşa edilen, günümüzde müze ve çeşitli zamanlarda konser mekanı olarak kullanılan, Polonya sembollerinden bir bina. Binanın bir yanında Kolumna Zygmunta'nın eski sütununun bir parçası bulunur. Sarayın içi 23 zloti karşılığında gezilebilmektedir.

Plac Zamkowy Castle Square Kolumna Zygmunta Sigismunds Column
Plac Zamkowy, çoğu insanın buluşma yeri ve rehberli turların başlangıç noktası olduğundan gece gündüz kalabalık bir meydan

Stare Miasto'nun tam ortasında yer alan, bölgenin diğer meydanı Rynek Starego Miasta (Old Town Market Place), etrafını çevreleyen tarihi binaları, hediyelik eşya dükkanları ve restoranlarıyla şehrin turist popülasyonunun en yüksek olduğu yerlerden biridir. Meydanın ortasında yer alan deniz kızı heykeli (Pomnik Warszawskiej Syrenki) ise Varşova'nın sembolü olarak kabul edilen, şehirde çokça bulunan deniz kızı heykellerinden biridir. Efsaneye göre Old Town bölgesinde nehir kıyısında dinlenmekte olan deniz kızı, bir tüccar tarafından kaçırılarak bir kulübeye hapsedilir. Ağlamasını duyan balıkçılar denizkızını kurtarırlar. Bunun üzerine denizkızı, şehri ve şehir halkını korumaya ant içer. Bu sebeple de bir elinde kılıç diğer elinde kalkan taşımaktadır.

Rynek Starego Miasta, Plac Zamkowy ile aynı kaderi paylaşarak Varşova Ayaklanması sırasında büyük oranda tahrip olmuş, savaşın ardından orijinaline uygun olacak şekilde yenilenmiştir. Şehrin ünlü müzesi Museum of Warsaw da bu meydanda yer alır.

Rynek Starego Miasta Old Town Warsaw varşova
Rynek Starego Miasta'nın dört köşesine, her köşedeki en meşhur ev sakininin ismi verilmiş:        Zakrzewski (belediye bşk), Barss (avukat), Kollataj (papaz) ve Dekert (belediye bşk)

Stare Miasto'nun iki meydanını birleştiren yollardan biri olan Kanonia Caddesi'ni de mutlaka görmek gerek. Bu cadde üzerinde, St. John's Cathedral karşısında, eski zamanlarda bir rahip rütbesi olan Canon'lara ait evler bulunduğundan plac Kanonia (Canon Square) adı verilen yerde yol üzerinde bir adet çan dikkat çekecektir. Bu çanın, şehrin çan kulesine asılması planlanırken çatladığı için mevcut yerinde bırakıldığı ve yüzyıllarca orada kaldığı söylenmektedir. Etrafında üç tur dönmenin iyi şans getirdiğine inanıldığından turistler de bu ritüeli gerçekleştirmektedirler. Çanın arkasındaki evlere bakıldığında çok ama çok küçük cepheli bir apartman da bölgedeki turistlerce gözden kaçmamaktadır.

Canon Square kanonia
Eskiden dış cephe alanına göre vergi alındığı dönemlerde bir ev sahibinin az vergi vermek için bu şekilde inşa ettirdiği bina, çanın arka tarafında yer alıyor

Şehrin Old Town'u olduğu gibi bir de New Town'u (Nowe Miasto) var. Bu iki bölgeyi sınırlandıran ise Barbakan Warszawski adında bir tarihi kule (barbakan, bir şehrin veya kalenin dışarısındaki gözetleme / savunma kulesi anlamına geliyor). Kulenin tarihi bir zafere tanıklık etmişliği yok. Civarı korumak için pek gerekli olmadığı kanısına varılıp bir kısım taşları zamanla ev yapımında kullanılmış. Varşova Ayaklanması sırasında hemen hemen yok olmuş, günümüzde aslına uygun olarak restore edilmiş olarak turistleri karşılıyor. Rynek Nowego Miasta (New Town Market Square) meydanı ve başta Kościół Mariacki ve St. Kazimierz Church olmak üzere çevresindeki kiliseler Nowe Miasto'da görülebilecek yerlerden. New Town, Old Town dışında yapılan ilk yerleşim yeri olduğundan bu ismi almış. Yoksa hemen hemen Old Town kadar eski bir muhit. Ayaklanmalar sırasında tüm önemli merkezler gibi burası da büyük oranda yıkılıyor, daha sonra yeniden inşa ediliyor.

Barbakan Warszawski barbican
Barbakan Warszawski, Krakow'dakinin ardından Polonya'nın ikinci en büyük barbakanı

Stare Miasto ve Nowe Miasto birlikte Starówka olarak da biliniyorlar. Bu iki merkezin Ogród Krasińskich (Krasiński Garden) ve Ogród Saski (Saxon Garden) isimli iki büyük parkı var. Ogród Krasińskich'deki Pałac Krasińskich (Krasiński Palace), Ogród Saski'deki Grób Nieznanego Żołnierza (Meçhul Asker Anıtı) dikkat çekiyor. Birçok ülkede yer alan, isimsiz savaş kahramanlarının anısına dikilen yapılardan Polonya'daki en bilineni olan bu anıt, 1914-1921 yılları arasında ülkeleri için savaşlarda hayatını kaybetmiş Polonyalı isimsiz askerlere istinaden dikilmiş. Başında yılın her günü nöbetçi askerler beklemekte, saat 12.00'de asker değişim töreni yapılmaktadır.

Grób Nieznanego Żołnierza Meçhul Asker Anıtı Tomb of the Unknown Soldier Warsaw
Anıttaki mezarda, Sovyetlerle yapılan Lwów Savaşı'nda ölen bir askerin külleri bulunuyor. Bu kişiyi ise savaşta oğlunu kaybedip naaşını bulamamış bir anne seçmiş

Śródmieście içerisinde, diğer turistik yerlere göre nispeten uzakta, şehrin en büyük parkı  Łazienki Królewskie (Łazienki Park) yer alıyor. Polonya Krallığının (Lehistan) son hükümdarı II. Stanisław August Poniatowski tarafından inşa ettirilen parkta Pałac Łazienkowski (Łazienki Palace) ve karşısındaki amfi tiyatro, Myślewicki Sarayı, Kraliyet Seraları, en çok ilgi çeken yapılardır.  Park içerisinde çokça anıt bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi, Polonya'nın en ünlü müzisyeni Chopin'e ait olanıdır. Mayıs ve Eylül ayları arasında her Pazar günü saat 12.00 ve 16.00'da  bu anıtın yanında Chopin konserleri verilmektedir.

Łazienki Palace
Łazienki Palace, kralın yazları ikamet yeri olması için mevcut bir hamamdan saraya dönüştürülmüş. Łazienki, Lehçede 'hamam' anlamına geliyor

Łazienki Palace
Łazienki Palace'dan göl ve amfi tiyatro manzarası

Varşova'nın yakın zamandaki sembollerinden biri de Bilim ve Kültür Sarayıdır (Pałac Kultury i Nauki). Sovyetler tarafından inşa edilmiş, içerisinde kütüphane, sinema ve tiyatro salonları, çalışma ofisleri ve fuar alanı barındıran, şehrin en yüksek binasının terasından 20 zloti karşılığında şehir manzarası izlenebilir.

bilim ve kültür sarayı varşova Pałac Kultury i Nauki
Kulenin saati 2000 yılı etkinliği kapsamında sonradan eklenmiş

bilim ve kültür sarayı varşova Pałac Kultury i Nauki
Bilim ve Kültür Sarayı terasından Varşova manzarası. Sağ taraftaki yeşil yer Saxon Garden. Biraz daha arkası da Old Town bölgesi

Varşova 2 günde rahatça gezilebilecek bir şehir. Bahsedilen yerlerin hepsi de birbirine yürüme mesafesinde bulunuyor. Şehrin eski bir tarihi olsa da 2. Dünya Savaşı sırasında özellikle Varşova Ayaklanması sonrasında büyük bir kısmı yıkıldığı için yapılarda o tarihi hissi bulmak biraz zor. Yine de  her şeyin aslına uygun olarak restore edildiğini belirtmekte fayda var.

Varşova'da Pierogi adı verilen Polonya mantısı ve özellikle meydanlarda satılan şekilli dondurmaları buraya gelip de tadına bakılması gereken yiyeceklerden.

Devamını Oku
      edit