31 Ocak 2016 Pazar

Ocak 31, 2016 tarihinde, tarafından

Seyahat Yardımcısı : Gdansk (Polonya)

Gdansk Poland

Ülkenin kuzeyinde, Baltık Denizi kıyısında yer alan, Pomeranya Voyvodalığı'nın başkenti, 2. Dünya Savaşı'nın başladığı şehir :  Gdansk

Gdansk'a ülkemizden doğrudan uçuş bulunmuyor. Varşova'ya geldikten sonra trenle, uçakla ya da otobüsle şehre ulaşılabilir. Trenle yolculuk yaklaşık 2 saat 45 dakika, otobüsle 4,5 saat, uçakla 55 dakika sürüyor. Uçaklar çok sık değil ve 10 zloti gibi ucuz uçuşlar Varşova'nın bir ucundaki Modlin Havaalanı'ndan yapılıyor. 25-35 zloti arasındaki otobüsler Varşova merkeze nispeten daha yakın olan Wilanowska bölgesinen hareket ediyor. Trenle ulaşım ise en sık tercih edilen yöntem. 2. sınıf bilet fiyatları 50 ile 100 zloti arasında değişiyor. Krakow'dan trenle ise 8,5 saat süren bir gece yolculuğu yapılarak buraya ulaşılabilir.

Şehrin turistik merkezi Główne Miasto (Main City). Burada görülecek ilk yer ise Brama Wyżynna (Upland Gate) ile başlayan, Złota Brama (Golden Gate) ile devam eden, Brama Zielona (Green Gate) ile de sona eren, arasında Ulica Długa (Long Lane) Caddesini bulunduran kral yolu; Royal Route.

Yolun batı ucunda bulunan Upland Gate, inşa edildiği dönemde çevresinde bulunan hendekler sebebiyle bu ismi almış. Üzerindeki 3 sembolden tek boynuzlu at Prusya Krallığı'nı, melekler Polonya'yı, aslanlar da Gdansk'ı temsil ediyor. Sembollerin altında ise "Adalet ve takva tüm devletlerin temelidir" yazmakta. Brama Wyżynna'nın hemen yanında Wieża Wiezienna (Torture House) ve bitişiğinde Katownia (Prison Tower) yer alıyor. Burası günümüzde eski kalıntıları içerse de genel olarak amber taşı müzesine (Muzeum Bursztynu) dönüştürülmüş. Yaz aylarında açılan kulesinden şehir manzarası izlenebilir. Hemen arkadaki Golden Gate, rota üzerindeki ikinci geçittir. Üzerinde barışı, özgürlüğü, varlığı, şöhreti, bilgeliği, takvayı, adaleti ve uyumu simgeleyen 8 figürü bulunan geçitte şu yazı yazar : "Uyum küçük devletleri büyütür, uyuşmazlık büyük olanları çökertir".

Dwór Bractwa św. Jerzego and Złota Brama
Golden Gate'in bitişiğinde kızıl renkli Dwór Bractwa św. Jerzego (Court of St. George's Brotherhood) bulunur. Bina eski tarihte bir dernek üyelerinin buluşma noktası olması için inşa edilmiş

Golden Gate geçidinin ardından rengarenk binalarıyla şehrin en turistik caddesi olan Ulica Długa (Long Lane) Caddesi başlar. Eski zamanlarda belediye başkanının, meclis üyelerinin, tüccarların, kısaca şehrin elit kısmının yaşadığı yer olduğundan, binaların çoğu oldukça gösterişli olarak inşa edilmiş. 2. Dünya Savaşı sırasında burası büyük ölçüde tahrip olmasına rağmen savaş sonrası yenilenerek orijinaline yakın bir görünüme kavuşmuş.

Ulica Długa
Ulica Długa üzerinde çok sayıda restoran da bulunmaktadır

Ulica Długa'da ilerlerken tepesinde saat kulesi bulunan Ratusz Głównego Miasta (Main Town Hall) binası göze çarpacaktır. Şehir meclisinin merkezi olarak uzun yıllar kullanılan bina günümüzde şehir müzesine dönüştürülmüştür. Müze Pazartesi günleri hariç ücretlidir. Binanın tepesindeki kuleden 5 zloti ücret karşılığında bölge manzarası izlenebilmektedir. Main Town Hall'dan sonra Ulica Długa genişler ve Długi Targ (Long Market) başlar. Gdansk'ın ticaret, gösteri ve eğlence merkezi olarak tarihte yerini almış bu kısmında gösterişli evler ve restoranların yanı sıra şehrin sembollerinden Fontanna Neptuna (Neptune's Fountain) anıtı bulunmaktadır. Avrupanın önemli şehirlerinde de görülebilen, Roma mitolojisinde su ve deniz tanrısı olan Neptün'ü tasvir eden (ek bilgi; Yunan mitolojisinde su, deniz ve atların tanrısı Poseidon'dur) çeşme, konumuyla da turistlerin en çok ilgisini çeken yerler arasındadır.

Fontanna Neptuna
Fontanna Neptuna ve arkasındaki Artus Court

Fontanna Neptuna'nın arkasındaki süslü beyaz konak Dwór Artusa (Artus Court)Ulica Długa'daki en meşhur yapılardan biri. Şehrin ileri gelenlerinin ve tüccarların buluşma noktası olarak kullanılmış, adını Britanya mitolojisinin ünlü kralı Arthur'dan alan bina günümüzde Gdansk tarih müzesinin bir kısmına ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Uphagen House, Ferber House, Schumann House, New Bench House, Golden House Ulica Długa'da dikkat çeken ve turist kılavuzlarında da geçen binalardan.

Ulica Długa'ın sonunda Brama Zielona (Green Gate) yer alır. Polonya kraliyetine mensup kişilerin oturması için inşa edilmiş ancak bu amaçla neredeyse hiç kullanılmamış olan Green Gate, dört kemerli geçide sahip. Her kemerin üstünde bir sembol bulunuyor : Prusya krallarının kartalı, Polonya amblemi, Gdansk amblemi ve Prusya Krallığı amblemi. Günümüzde çeşitli etkinliklerin düzenlendiği Green Gate, Gdansk'ın kraliyet rotasının sonudur.

Green Gate Long Market Main Town Hall
Green Gate'den Long Market ve Main Town Hall görünümü

Kemerlerin içinden geçince Motława Nehri görünecektir. Şehrin ticaretle zenginleşmesinde ve istilacılara karşı korunmasında büyük öneme sahip nehir üzerinde gemi ve kanolarla gezinti yapılabilmektedir. Nehir kıyısında çok sayıda ev ve restoranın yanı sıra şehrin diğer sokaklarına açılan geçitler bulunur. Żuraw (The Crane), kıyıdaki en dikkat çekici yapıdır. Zamanında gemilere yük taşıma ve bayrak direği yerleştirme işleri, içerisindeki iki büyük tahta tekerleğin insan gücü ile hareket ettirilmesiyle burada gerçekleştirilmiştir.

The Crane
Günümüzde Polonya Deniz Müzesi'ne ait olan The Crane yaz aylarına ziyaretçilere açıktır

Motława Nehri'nin diğer kıyısına, nehir üzerindeki köprülerden yürüyerek geçilmekte. Green Gate'in bitimiyle başlayan köprüden Wyspa Spichrzów (Granary Island) adacığına ulaşılabilir. Bu ada yeni çağda, Gdansk için büyük bir gelir kapısı olan yüzlerce tahıl ambarının yer aldığı, günümüzde ise bu ambarların kalıntılarına rastlanabilen, yürüyerek gezilip görülebilecek bir adadır.

Şehirde Ulica Długa'nın paralelindeki her sokak kendine özgü tarihi bir atmosfere sahip. Chlebnicka ve devamındaki Piwna caddeleri, Mariacka, Świętego Ducha, Świętojańska ve Straganiarska, bir uçları Motława Nehri'ne geçitlerle açılan caddeler. Główne Miasto'da Bazylika Mariacka (St. Mary’s Church) Roma katolik kilisesi de ihtişamlı yapısıyla görülebilecek önemli yapılardan. Kilisenin kulesine çıkarak şehrin manzarası da izlenebiliyor.

Bazylika Mariacka
Bazylika Mariacka'daki kuleye 6 zloti ücret ödeyerek çıkılabiliyor

Gdansk'ın önemli sembollerinden biri de 1970 yılındaki işçi grevi sırasında ölenlerin anısına dikilmiş, Plac Solidarności bölgesinde, eski adıyla Lenin yeni adıyla Gdansk tershanesi girişinde bulunan anıttır (Pomnik Poległych Stoczniowców 1970 / Monument to the Fallen Shipyard Workers 1970). 1945-1989 yılları arasında ülkede varlığını sürdüren komünist rejim dönemi içerisinde, 1970 yılının sonunda gıda zammı kararlarının ardından aşırı yükselen fiyatları protesto eden sanayi işçilerinin başlattığı, Gdansk ve diğer birkaç şehirde gerçekleşen ayaklanmalarda polisin silahla karşılık vermesiyle onlarca kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmış. Olaylardan 10 yıl kadar sonra da bu anıt dikilmiş. Anıt, komünist bir ülkede komünist baskıya karşı dikilen anıt olarak da ilgi çekicidir. Anıtın arkasındaki Europejskie Centrum Solidarności (European Solidarity Centre) binası müze ve kütüphane olarak ziyarete açıktır.

Monument to the Fallen Shipyard Workers 1970 Gdansk Poland
Anıt, 1970 olaylarında yaşamını yitiren ilk üç işçinin öldürüldüğü yere dikilmiş. Tepedeki üç çarmıh bu üç kişiyi sembolize ediyor.  Anıtın arkasındaki duvarda da yaşamını yitirenlerin anısına yazılar bulunuyor

Gdansk'ın Baltık Denizi kıyısında bulunan Westerplatte, şehirde tarihi öneme sahip diğer bir bölge. Almanların buradaki Polonya askeri depolarına saldırısı ile resmen 2. Dünya Savaşı başlamış sayılıyor. Günümüzde de bu bombalamaların yıktığı karakollar görülebilmektedir. Bununla birlikte, karargahların birinden dönüştürülen müze ve bölgede yaşamını yitiren askerler anısına dikilmiş anıtlar ziyarete açıktır. Westerplatte ücretiz olarak gezilebiliyor. Motława Nehri üzerindeki nostaljik gemiler bölgeye tur düzenlemektedir. Şehir merkezinden otobüs ve tramvayla da buraya ulaşılabilmektedir. 

Westerplatte Gdansk Poland
1939 yılındaki Westerplatte bombalamasında yıkılan bir karakol

Nigdy więcej wojny Westerplatte Gdansk Poland
Bölgeyi savunan askerler anısına dikilmiş bir anıt. Her sene 1 Eylül'de, 2. Dünya Savaşı'nın başladığı tarihte burada tören düzenlenmekte. Anıttan aşağıya doğru bakınca bir yazı göze çarpar : "Nigdy więcej wojny" yani: "artık savaş olmasın"

Gdansk, 2. Dünya savaşı sırasında oldukça hasar görmüş, daha sonra yeniden inşa edilmiş bir şehir. Uzunca bir süre de Almanya ile paylaşılamamış. Şehrin yüzyıllar içerisinde bir çok ismi olmuş (Danzig, Kdanzk, Danczig, Gyddanyzc, Danzc, Danczk, Gdąnsk, Gdania, Danceke, Danczik, Gdanzc). Burası tarihi önemiyle Polonya gezilerinde en az bir tam günlük ziyareti hak ediyor. Tricity olarak adlandırılan bölge olarak Gdynia ve Sopot şehirleri ile birlikte de gezilebilir. Gdansk'ın amber ve kehribarı da meşhurdur. 

Devamını Oku
      edit

17 Ocak 2016 Pazar

Ocak 17, 2016 tarihinde, tarafından

Seyahat Yardımcısı : Krakow (Polonya)

Krakow Poland Polonya

Polonya'ya 500 yıl boyunca başkentlik yapmış, ülkenin tarihi ve kültürel açıdan en önemli şehirlerinden, Küçük Polonya Voyvodalığı'nın başşehri : Krakow.

Şehre ulaşım için ülkemizden doğrudan uçuş bulunmuyor. Tek aktarmalı uygun uçuşlar tercih edilebileceği gibi, Varşova'ya geldikten sonra tren veya otobüslerle de şehre ulaşılabilir. Varşova'dan Krakow, 4 saatlik bir otobüs veya 2,5-3 saatlik bir tren yolculuğu mesafesinde bulunuyor. Bilet fiyatları otobüslerde 30-40 zloti arasında, ucuzluğu bakımından tercih edilebilir. Bunun için Varşova'daki Wilanowska bölgesine gitmek gerekiyor. Tren istasyonu ise şehir merkezinde. Tren fiyatları bilet sınıfına, tren tipine göre değişiyor. Otobüs biletinin iki katından daha ucuza bilet bulmak pek olası değil. Biletler istasyondaki gişelerden alınabiliyor. Varşova ile ilgili faydalı olabilecek bilgilere şu adresten ulaşılabilir.

Krakow merkezinde yani Stare Miasto (Old Town) olarak bilinen bölgede gezilecek yerler, eski Kraliyet yolu rotası üzerinde bulunuyor : Barbakan, Rynek Glowny (Market Square) ve Wawel Castle. İstasyondan indikten sonra şehrin en büyük alışveriş merkezi Galeria Krakowska'nın karşısındaki ara sokaktan yürüyerek, yeşil kubbeli St. Florian's Kilisesi'ne varılabilir. Avusturya'nın büyük kısmının ve Polonya'nın koruyucu azizi olarak bilinen St. Florian'ın anısına inşa edilmiş kilise, Wavel tepesinie uzanan Kraliyet yolunun başlangıcı olarak öneme sahiptir. Kilisenin karşısından, şehrin savunma kulesi Barbakan duvarları görünmektedir. Bu iki yer arasındaki alan Plac Jana Matejki (Jan Matejko Square) olarak bilinir. Jan Matejko, Polonya'nın en ünlü ressamlarındandır.

Plac Jana Matejki üzerinde Grunwald Anıtı yer alıyor. Anıt, Polonya-Litvanya kuvvetlerinin Töton Şövalyeleri'ni Grunwald Savaşı'na mağlup etmesi anısına dikilmiş

Krakow'un eski şehir merkezi, 3 kilometre uzunluğunda surlarla çevrili, onlarca kulesi ve çok sayıda girişi olan, dışı hendeklerle kaplı korunaklı bir bölgeymiş. Şehrin modernizasyon çalışmaları sırasında bu tarihi yapıların çoğu yıkılmış, günümüze surların bir kısmı, Brama Floriańska (Florian Gate) kapısı, kapıyı koruyan Krakow Barbakanı ve birkaç kule kalmış. Old Town'u çevreleyen surların yerine Planty Park olarak bilinen şehir parkı yapılmış. Yıllarca şehrin savunmasında büyük önemi olmuş barbakan günümüzde yaz konserleri ve tiyatro etkinliklerine ev sahipliği yapıyor, ayrıca turist ziyaretine de açık. Florian Gate, adını karşısındaki St Florian kilisesinden alıyor. Osmanlı saldırılarından korunmak için yapıldığı belirtilen kapı, ünlü Ulica Floriańska w Krakowie (Floriańska Street) Caddesinin girişi konumunda bulunuyor.

Barbakan'dan Old Town girişi görünümü. Kapının Floriańska Caddesi'ne bakan yüzünde yangına su döken Roma askeri olarak betimlenmiş St Florian kabartması yer alıyor. St Florian, Avusturya ve Polonya'nın koruyucu azizi olmasının yanı sıra itfaiyecilerin de koruyucusu olarak biliniyor.

Çok sayıda restoran, otel, döviz bürosu ve alışveriş mağazasının bulunduğu Floriańska Caddesi'nin bitiminde, şehrin ünlü meydanı Rynek Główny (Main Square) yer alıyor. Meydanın girişinde tüm haşmetiyle Kościół Mariacki (St. Mary Bazilikası) görünmekte. Birbirinden 12 metre farklı yükseklikle olan iki kulesinden uzun olanı (Mariacki Kulesi olarak da geçiyor) yıllarca şehrin gözetleme kulesi olarak kullanılmış. Ayrıca bu kulenin üst penceresinden saat başı dört kez arka arkaya trompet sesi duyulmakta. Hejnał Mariacki (St. Mary's Trumpet Call) adlı bu Krakow marşı eski bir geleneğin yaşatılması için çalınıyor. Trompet sesi, şafak ve alacakaranlık vaktinde şehir kapılarının açılıp kapanmasını, yangınlarda ve şehrin istilasında uyarı sinyali olarak kullanılmaktaydı. Kuledeki bir görevli her saat başı dört farklı yöndeki pencereden 4 kez bu marşı çalmakta, her çalışında marş sona ermeden çalmayı bırakmakta ve çevresine el sallamaktadır. Marşın yarım bırakılma sebebi olarak çeşitli efsaneler bulunur. Bunlardan en çok kabul göreni, Moğol istilası sırasında şehir kapılarının kapanması için trompeti ile Hejnał Mariacki çalan askerin, marşı bitiremeden boğazına saplanan okla ölmesidir. Diğer bir inanışa göre ise şehrin diğer kuleleri ile düet şeklinde çalınan marşın, diğer kulelerin yıkılması ile yarım kalmasıdır. Bazilikanın ibadete açık ve turistik olmak üzere iki girişi bulunmakta, turistik kısıma ücretle girilmektedir. İçerideki Great Altar görülmeye değerdir. Yaz sezonunda bazilikanın kulesi de ücret karşılığında ziyaretçilere açıktır.

Rynek Główny, yapıldığı çağda Avrupa'nın en geniş meydanlarından biriymiş. Günümüzde  kimi zaman konserlerin düzenlendiği, kimi zaman da yemek alanları ve şekerlemecilerin bulunduğu meydanın tam ortasındaki Sukiennice (Cloth Hall) binası, tarihteki bilinen en eski alışveriş merkezlerinden biri. Çeşitli tekstil ürünleri, takılar, ahşap oymalar, cam süsler ve daha birçok türlü hediyelik eşyalar için göz atmakta fayda var. Sukiennice'nin diğer kısmında ise Wieża ratuszowa (Town Hall Tower) yer alıyor. Kule günümüzde Krakow Tarih müzesinin bir bölümü olarak ziyarete açık. Ayrıca tepesine çıkılarak 70 metre yükseklikten şehir manzarası izlenebilir. Meydanda yapılabilecek bir diğer etkinlik ise faytonlara binerek şehri turlamak ya da Kościół Mariacki yanındaki ücretsiz rehberli yürüyüş turlarına katılmaktır.

Meydanda, Sukiennice ile Kościół Mariacki'nin ortasında, Adam Mickiewicz anıtı yer almakta. Polonya'da doğmuş, İstanbul'da ölmüş olan, Polonya'nın bağımsızlığı için yıllarca çabalamış olan bu ünlü şair anısına dikilen anıt, merkezdeki en bilinen buluşma noktasıdır. Mickiewicz'in Polonya direnişini örgütlemek için geldiği İstanbul'da yaşamını yitirdiği ev ise müzeye çevrilmiştir. 

Kraliyet yolu üzerindeki son durak ise Wawel tepesi ve buradaki Wawel kalesi. Buraya ulaşmak için Floriańska caddesinin devamı sayılabilecek Grodzka caddesini boylu boyunca yürümek gerekiyor. Cadde tarihi bir döneme de tanıklık etmiş olduğundan üzerinde Kościół ŚŚ Piotra i Pawła (Saints Peter and Paul Church), Kościół św. Andrzeja (St. Andrew's Church), Kościół św. Marcina (St Martin's Church), Kościół św. Idziego (Church of St. Giles) gibi farklı mimarilerde kiliseler yer alıyor. Saints Peter and Paul kilisesinin karşısındaki Mary Magdalene (Magdalalı Meryem - İsa'nın destekçilerinden olduğu söylenir) meydanından Grodzka caddesine paralel olan Kanonicza caddesi de kraliyet yolu içerisinde yer alıyor. Cadde bitiminde Krakow'un ünlü Wawel kompleksi görünecektir. Eski tarihte kraliyet üyelerinin ikamet ettiği Zamek Królewski (Kraliyet Sarayı), kralların taç giyme ve cenaze törenlerine ev sahipliği yapan Katedra Wawelska (Wawel Katedrali) ve kraliyet eşyalarının sergilendiği müzelerin yer aldığı Wawel tepesi, Krakow'un en eski yerleşim yerlerinden biri.

Wawel Katedrali ve hemen yanındaki Kraliyet Sarayı girişi. Wawel tepesine giriş ücretsiz olsa da içerisindeki yapılar için ayrı ayrı bilet satılıyor. Katedrale giriş ücretsiz ancak katedraldeki mahzen, müze ve kule için bilet gerekiyor.

Wawel tepesinden, Polonya'nın ünlü Vistül nehri eşliğinde şehrin manzarası da izlenebilmektedir. Tepenin Vistül nehrini gören kısmında, kalenin dışına nehir kenarına inen bir merdiven bulunuyor. Girişindeki otomattan 3 zloti ücret ödeyerek bu merdivenlerden inilerek Smocza Jama (Smok / Dragon's Den) mağarasına inilmektedir. Mağaranın Smok Wawelski adındaki Wawel ejdarhasının yuvası olduğuna inanılır. Bir rivayete göre ejderha, civardaki hayvanları yiyor ve yerel halkın yaşamını zorlaştırıyor, kendisini öldürmeye gelenleri de ateşiyle yakıyormuş. Bu durum karşısında Kral Krakus, oğulları Lech ve 2. Krakus'tan ejderhayı öldürmelerini istiyor. Oğulları da ejderhayı içi sülfür dolu bir hayvan ölüsü ile besliyorlar ve ejderha ölüyor. İki kardeş, ejderhayı öldürme onurunu kimin hak ettiğini tartışırken Lech, 2. Krakus'u öldürüyor ve bunu ejderhanın yaptığını söyleyerek kral oluyor. Bir süre sonra yeni kralın yalanı ortaya çıkıyor ve Lech şehirden kovuluyor. Şehre, ölen kardeş Krakus'un adı veriliyor. (Başka bir rivayette ise kral ejderhayı öldürene kızını vereceğini duyuruyor. İlan sonrası şövalyeler şanslarını deniyor ancak ejderhayı öldürmede başarısız oluyor ve ölüyorlar. Krakus -ya da Krak- adında bir ayakkabıcı çırağı, içine sülfür koyduğu ölü bir hayvanı ejderhanın mağarasına bırakıyor. Ejderha, tuzak hayvanı yiyor ve bir süre sonra midesindeki sülfür alev alıyor, yanmayı durdurmak için hemen nehirden bolca su içen ejderha bir süre sonra şişkinlikten ölüyor. Krak da prensesle evleniyor ve kralın ölümünden sonra yeni kral oluyor. Wawel tepesine bir kale inşa ettiriyor, tepenin çevresine insanların yerleşmesiyle şehir kuruluyor ve buraya Krakow adı veriliyor. Efsanenin benzeri senaryolarda daha pek çok türevi bulunuyor.)

Şehirde bu kadar efsanesi dolaşan, hatta bazılarına göre şehrin adının verilmesinde de payı olduğu düşünülen bu ejderhaya ait olduğuna inanılan kemikler Wawel katedrali girişinde asılı bulunuyor. Bu kemiklerin yere düşmesi durumunda dünyanın yok olacağına dair bir inanış var. Smocza Jama'dan Wawel tepesinin dışına çıkıldığında ise Vistül nehri kenarında Pomnik Smoka Wawelskiego olarak bilinen Wawel ejderhası heykeli bulunuyor. Bu heykel özellikle turistlerin oldukça ilgisini çekiyor.

Smocza Jama'nın metalden heykeli her beş dakikada bir ağzından alev püskürtüyor. Ayrıca SMOK yazıp 7168'e mesaj atarak da manuel olarak alev tetiklenebiliyor

Krakow'da tarihi kraliyet yolu bölgesi haricinde görülmesi gereken yer 2. Dünya Savaşı'nın en dramatik yerlerinden biri : Auschwitz Kampı. Bölgeye şehir merkezindeki otogardan Oświęcim minibüsleri ile 12 zloti ödeyerek ortalama 75 dakikada ulaşılıyor. Minibüs ayakta yolcu alması bakımından kötü gelebilir. Otobüs ile benzer sürede 14 zloti ile ulaşım sağlanıyor. Trenlerle de ulaşım mümkün ancak yolculuk daha uzun sürecektir.  Şehir merkezinden Auschwitz'e turlar da düzenlenmektedir.

Lehçede "aydınlanmış yer" anlamına gelen Oświęcim şehrinin Almanca karşılığı Auschwitz. Almanların 2. Dünya Savaşı sırasında kurduğu onlarca kamptan en bilinenleri burada yer alıyor. Almanca telaffuzu "Auf Schweiz" (İsviçre'ye) kelimesine yakın olduğu için buraya gönderilenlerin savaştan uzaklaştırıldığı düşünülüyormuş başlarda, tabi zamanla işin aslı ortaya çıkmış. 1 milyondan fazla insan buradaki kamplarda öldürülmüş. Kamp temel olarak birbirinden birkaç kilometre uzaklıktaki üç kısımdan oluşuyor : Auschwitz I, Auschwitz II (Birkenau) ve Auschwitz III (Monowitz).

Monowitz kısmı çoğunlukla Almanların sentetik kauçuk ve sıvı yakıt üretimi için kurdukları fabrikalar için kullanılmış ve esirler buraların inşasında ve işlemesinde kullanılmış. Çalışamayacak duruma gelenler hastalanarak ölmüş veya öldürülmüş. Savaş bitmeden hemen önce esir kayıtları yok edildiği için tam sayı bilinmese de  10 bin ile 40 bin arasında kölenin bu kamp koşullarında öldüğü söyleniyor. İş göremez duruma gelen esirlerin ölümü çoğunlukla silahla vurularak, zehirli iğne enjekte edilerek veya Birkenu kampında gaz çemberlerine sokularak gerçekleşmiş. Savaş sonrası bu bölgedeki fabrikaların çoğu boşaltılıp bir kısmı yıkılsa da günümüzde yenilenmiş olarak farklı amaçlarla çalışmaya devam ediyor. Bölgedeki esir kamplarından geriye az sayıda yapı kaldığı için Monowitz ziyaret bölgesi olarak geçmiyor. Bu yüzden Auschwitz denince akla Auschwitz I ve Birkenau geliyor.

Auschwitz I ve Birkenau ziyaret saatleri değişken. Sabah 8.00'de başlayan girişler sezona göre 14.00 ile 19.00 arasında sona eriyor. Güncel ziyaret saatleri için şu adrese bakılabilir. Auschwitz I kampı girişinde bilet gişesi bulunuyor. Yoğun ziyaretçi talebinden dolayı Saat 10.00 ile 15.00 arası sadece rehberli turlarla ziyaret mümkün. Bu saatler haricinde gişelerde ücretsiz olarak temin edilebilecek biletlerle kamp ziyaret edilebiliyor. Kamp içerisine büyük boy çanta sokulmuyor. Çantalar girişteki gişelere 3 zloti karşılığında teslim edilebiliyor.

Auschwitz I içerisindeki binalar savaş öncesinde Polonya askerleri için inşa edilmiş. Toplama kampı yapılacağı zaman yeniden düzenlenmiş, çevresi bölgeden kaçışları engellemesi için elektrikli tellerle çevrilmiş. Kampa çeşitli bölgelerden trenlerin hayvan taşınan vagonlarında gelen çoğu Yahudi olmakla birlikte aralarında çingenelerin ve eşcinsellerin bulunduğu esirler, eşyalarına el konulduktan sonra içeri alınıyormuş. Bu süreçte, ölüm meleği lakaplı doktor Josef Mengele önderliğindeki subaylar, tutsakları çalışıp çalışamayacak ve deneylerde kullanılacaklar olarak sınıflandırıyormuş. Bu işlemlerin ardından esirler kampın asıl girişine yönlendiriliyorlarmış. 

Diğer bazı toplama kamplarında olduğu gibi "Arbeit Macht Frei", yani 'çalışmak özgür kılar' tabelasıyla giriliyor Auschwitz I kampına. Bir Alman yazarın romanında geçen bu cümle yıllar sonra Almanya'daki işsizliğin önüne geçmek için bir siyasi slogan olarak kullanılmış. Sonraları ise bazı toplama kamplarının girişine olduğu gibi buraya da bu yazı asılmış. 

Auschwitz I Kampının girişindeki ünlü yazıda B harfi ters duruyor. Bunun sebebinin, tabelayı yapan tutsakların kendilerine yapılan zorbalıkları simgelemesi olduğu söyleniyor. Günümüzdeki tabela orijinalinin kopyası. Çalınan orijinali ise bulunmuş ve müzede sergileniyor.

İş göremez olarak sınıflandırılanlar ve kampta sonradan hastalananlar doğrudan gaz odalarına götürülerek Zyklon B adlı, tarım alanında böcekleri öldürmek için kullanılan ilaçla öldürülmüş. Çığlıkları duyulmasın diye de odaların başında gürültülü makineler çalıştırılmış. Cesetler başlangıçta toplu mezarlara atılırken ölü sayısnın artması ile kampa krematoryum inşa edilmiş ve öldürülen esirler işe yarayabilecek saç, diş vb kısımları alındıktan sonra burada yakılmış. Yakılan cesetlerin külleri ve yakım sırasında çıkan yağlar da değerlendirilmek üzere toplanmış. Yağ ve küllerinden sabun ve toprak dolgusu, saç ve dişlerden ise ayakkabı ve toka gibi gereçler yapılmış.

Çalışabilir durumdaki esirler traş edilip, bit kontrolünden geçirilerek üzerlerine damgalanan numaralarıyla fotoğraf çekilmelerinin ardından zor koşullar altında kendilerine verilen görevleri yerine getirmişler. Kadınlar genellikle giysi imalatı ve yemek işlerinde çalışmışlar. Erkekler de inşaatlarda, madenlerde ve Monowitz'deki işlerde çalışmışlar. Çoğu da hastalanarak veya zayıf düşerek diğer esirlerle aynı sona maruz kalmış.

Auschwitz I'deki krematoryumun içi. Kampın yöneticiliğini yapan Rudolf Höss, savaş suçlusu ian edildikten sonra bu binanın dış kısmında idam edilmiş.

Denek olarak kullanılan esirler de çeşitli işkencelere uğramış. Doktor Josef Mengele esirleri kimi zaman iç organları patlayana kadar basınçlı odalara tutmuş, kimi esirleri de ne kadar soğuğa dayanabileceklerini görmek için donup ölene kadar soğuk odalara koymuş. Renkli gözlü ırk yaratmak için insanların gözlerinde de denemeler yapan, cücelere ve ikizlere karşı da ayrıca denemeleri olan Josef Mengele, akla hayale gelmeyecek diğer yöntemleriyle daha sonraları savaş suçlusu ilan edilmesine rağmen ülkeden kaçarak ölene kadar yakalanamamış.

Kamptaki bloklar tutsakların barınmaları veya hapishaneler olarak kullanılmış. 1–3, 12–14, 22–24 blokları başta Sovyet esirlerinin tutulduğu yerlermiş. Bir dönem ise 1-10 arası bloklar kadın esirlere ayrılmış. 10. blok, esirler üzerinde denemeler yapmak için kullanılmış. Ölüm bloğu olarak bilinen 11. blok bölgedeki ana hapishane olarak biliniyor. Burada çeşitli işkence yöntemleri (karanlık odalarda günlerce tutularak, tek kişinin sığabileceği bölmelerde dört kişi yine günlerce ayakta bekletilerek vb) uygulanarak esirler cezalandırılmış. Buradaki esirler gündüzleri ise çalışmaya zorlanmış. 11. Blok, gazla ilk defa infazların yapıldığı bina olarak da biliniyor. 19, 20 ve 21. bloklar, hasta esirlerin tutulduğu bloklarmış. Hızla iyileşemeyenler, kalplerine vurulan zehirli iğnelerle infaz edilmişler. 10. ve 11. bloklar arasında bulunan ölüm duvarın önünde esirlerin bir kısmı kafalarının arkasından vurularak öldürülüyormuş.

Günümüzde bu bloklar ziyarete açık. Kamplarda tutulanların kaldıkları odalar, tuvaletler, Zyklon B ilacının tutulduğu kaplar, esirlerin bavulları, gözlükleri, saçları, ayakkabıları, duvarlarda mahkumların fotoğrafları görülebilir.

Kamp esirlerinin meşhur pijamaları

Esirlerin kapma girişte alıkonulan ve bir daha göremedikleri valizleri. Üzerlerinde kime ait olduğuna dair yazılar bulunuyor

Kamplardaki hiç de steril olmayan tuvaletler

Auschwitz I kampına gelen on binlerce esirin çoğu infaz edilmiş ancak kamptaki esir sayısı gün geçtikçe  o kadar  artmış ki zaten kapasitesinin çok üstünde kişinin olduğu binalar yetersiz kalmış. Bu sebeple ikinci ve ilkine göre 20 kat daha büyük kamp, ana kamp Auschwitz I'in 3 km uzağındaki Birkenau inşa edilmiş. Başta Sovyet savaş esirlerinin tutulması için düşünülen kamp kısa süre içerisinde infazların merkezi olmuş. Kampta bulunan 200'den fazla ahşap bloğun çoğu savaştan sonra yok edildiğinden günümüzde restore edilmiş halleri ve bazı tuğla bloklar ziyaretçilere açık. Birkenau'ya Auschwitz I'den yarım saatte bir kalkan otobüslerle ücretsiz olarak ulaşılabiliyor. Kamp içerisi de ücretsiz olarak gezilebiliyor.

Kamplardan kaçmaya çalışanlar da olmuş. Kaçanların çoğunluğu yakalanarak kurşuna dizilmiş, yakalanamayanların yakınlarına ise işkenceler uygulanmış. Auschwitz'de nelerin yaşandığı da kamptan kaçanlar sayesinde dünyaya duyurulmuş. Savaşın bitimine yakın, Sovyetlerin Auschwitz'e girmelerinden 10 gün önce kamplardaki krematoryumlar imha edilmiş, kalan esirlerden yola çıkabilecek olanları kış soğuğunda uzunca bir yürüyüşe maruz kalmış. Bu sırada da çok sayıda kişi koşullara dayanamayarak yaşamını yitirmiş ve kampın son katliamı da bu şekilde gerçekleşmiş. Savaş sonrası bu kamplarda görevli olanların çok küçük bir kısmı yargılanabilmiş. Auschwitz'de yaşananlar çeşitli filmlere de konu olmuş. The Grey Zone, Playing for Time ve Triumph of the Spirit bunlardan bazıları. 

Auschwitz I ve Birkenau bölgelerinin sanal turu için şu adrese bakılabilir.

Krakow, Polonya'da turistik olarak en zengin şehir. Şehir merkezi ve toplama kampı için bir gün yetse de en az bir gün daha ayırıp Stare Miasto bölgesi dışındaki semtler (özellikle yahudi mahallesi Kazimerz) gezilebilir, ünlü tuz madenlerine düzenlenen turlara katılınabilir.

Devamını Oku
      edit

2 Ocak 2016 Cumartesi

Ocak 02, 2016 tarihinde, tarafından

Seyahat Yardımcısı : Varşova (Polonya)

Varşova Polonya Old Town Denizkızı warsaw

Marie Curie'nin doğduğu topraklarıyla, deniz kızı heykelleriyle dolu meydanlarıyla, Polonya'nın başkenti ve İstanbul'un kardeş şehri : Varşova.

İstanbul'dan yaklaşık 2 saat 30 dakikalık bir uçak yolculuğunun ardından Chopin Havaalanı'na ulaşılıyor. Türkiye'den doğrudan uçuş sayısı az ve ücretleri pahalı olduğundan aktarmalı uçuşlar tercih edilebilir. Aktarmasız uçuşların neredeyse yarı fiyatına tek aktarmalı uçuşlar bulunuyor.

Şehrin tüm görülecek yerleri merkez Śródmieście semtinde bulunuyor. Havaalanı'nda şehir merkezine 175 numaralı otobüslerle kolaylıkla ulaşılıyor. Otobüs durağının önündeki otomatlardan 4.4 zloti (2015 yılı itibariyle bir zloti 0,75 Türk lirasına denk geliyor) karşılığında otobüs bileti alınabilir. Otomatlarda kredi kartı da geçmektedir. 175 numaralı otobüs, şehrin en yüksek binası olan Bilim ve Kültür Sarayı'nı geçtikten sonra sola, meşhur Krakowskie Przedmieście caddesine girecektir. Bu cadde üzerinde Polonyalı ünlü şair Adam Mickiewicz'in heykeli, Pałac Prezydencki, Pałac Potockich gibi konakların yanısıra Varşova Üniversitesi ve birkaç kilise yer alır. Caddenin sonu Old Town'a (Stare Miasto) uzar.

Stare Miasto bölgesinde iki meşhur meydan bulunur. Bunlardan ilki olan ve Stare Miasto'nun girişi kabul edilen Plac Zamkowy (Castle Square), ortasındaki Kolumna Zygmunta (Sigismund's Column) sütunu ve yan tarafındaki Zamek Krolewski Kraliyet Sarayı ile dikkat çeker. Uzunca bir süre Polonya (o dönemde Lehistan olarak biliyoruz) ve İsveç kralı olarak görev yapan III. Zygmunt Waza'nın, Polonya'nın başkentini Krakow'dan Varşova'ya taşımasının ardından anısına yaptırılan bu sütun ve heykel, 2. Dünya Savaşı esnasında Varşova Ayaklanması'nda yıkılmış, savaşın ardından yeni bir sütun ile tekrar dikilmiş. Zamek Krolewski ise 13. yüzyılda yapılmış, yıllarca kraliyet mensuplarının ikamet ettiği, çoğu kere yıkılıp yeniden inşa edilen, günümüzde müze ve çeşitli zamanlarda konser mekanı olarak kullanılan, Polonya sembollerinden bir bina. Binanın bir yanında Kolumna Zygmunta'nın eski sütununun bir parçası bulunur. Sarayın içi 23 zloti karşılığında gezilebilmektedir.

Plac Zamkowy Castle Square Kolumna Zygmunta Sigismunds Column
Plac Zamkowy, çoğu insanın buluşma yeri ve rehberli turların başlangıç noktası olduğundan gece gündüz kalabalık bir meydan

Stare Miasto'nun tam ortasında yer alan, bölgenin diğer meydanı Rynek Starego Miasta (Old Town Market Place), etrafını çevreleyen tarihi binaları, hediyelik eşya dükkanları ve restoranlarıyla şehrin turist popülasyonunun en yüksek olduğu yerlerden biridir. Meydanın ortasında yer alan deniz kızı heykeli (Pomnik Warszawskiej Syrenki) ise Varşova'nın sembolü olarak kabul edilen, şehirde çokça bulunan deniz kızı heykellerinden biridir. Efsaneye göre Old Town bölgesinde nehir kıyısında dinlenmekte olan deniz kızı, bir tüccar tarafından kaçırılarak bir kulübeye hapsedilir. Ağlamasını duyan balıkçılar denizkızını kurtarırlar. Bunun üzerine denizkızı, şehri ve şehir halkını korumaya ant içer. Bu sebeple de bir elinde kılıç diğer elinde kalkan taşımaktadır.

Rynek Starego Miasta, Plac Zamkowy ile aynı kaderi paylaşarak Varşova Ayaklanması sırasında büyük oranda tahrip olmuş, savaşın ardından orijinaline uygun olacak şekilde yenilenmiştir. Şehrin ünlü müzesi Museum of Warsaw da bu meydanda yer alır.

Rynek Starego Miasta Old Town Warsaw varşova
Rynek Starego Miasta'nın dört köşesine, her köşedeki en meşhur ev sakininin ismi verilmiş:        Zakrzewski (belediye bşk), Barss (avukat), Kollataj (papaz) ve Dekert (belediye bşk)

Stare Miasto'nun iki meydanını birleştiren yollardan biri olan Kanonia Caddesi'ni de mutlaka görmek gerek. Bu cadde üzerinde, St. John's Cathedral karşısında, eski zamanlarda bir rahip rütbesi olan Canon'lara ait evler bulunduğundan plac Kanonia (Canon Square) adı verilen yerde yol üzerinde bir adet çan dikkat çekecektir. Bu çanın, şehrin çan kulesine asılması planlanırken çatladığı için mevcut yerinde bırakıldığı ve yüzyıllarca orada kaldığı söylenmektedir. Etrafında üç tur dönmenin iyi şans getirdiğine inanıldığından turistler de bu ritüeli gerçekleştirmektedirler. Çanın arkasındaki evlere bakıldığında çok ama çok küçük cepheli bir apartman da bölgedeki turistlerce gözden kaçmamaktadır.

Canon Square kanonia
Eskiden dış cephe alanına göre vergi alındığı dönemlerde bir ev sahibinin az vergi vermek için bu şekilde inşa ettirdiği bina, çanın arka tarafında yer alıyor

Şehrin Old Town'u olduğu gibi bir de New Town'u (Nowe Miasto) var. Bu iki bölgeyi sınırlandıran ise Barbakan Warszawski adında bir tarihi kule (barbakan, bir şehrin veya kalenin dışarısındaki gözetleme / savunma kulesi anlamına geliyor). Kulenin tarihi bir zafere tanıklık etmişliği yok. Civarı korumak için pek gerekli olmadığı kanısına varılıp bir kısım taşları zamanla ev yapımında kullanılmış. Varşova Ayaklanması sırasında hemen hemen yok olmuş, günümüzde aslına uygun olarak restore edilmiş olarak turistleri karşılıyor. Rynek Nowego Miasta (New Town Market Square) meydanı ve başta Kościół Mariacki ve St. Kazimierz Church olmak üzere çevresindeki kiliseler Nowe Miasto'da görülebilecek yerlerden. New Town, Old Town dışında yapılan ilk yerleşim yeri olduğundan bu ismi almış. Yoksa hemen hemen Old Town kadar eski bir muhit. Ayaklanmalar sırasında tüm önemli merkezler gibi burası da büyük oranda yıkılıyor, daha sonra yeniden inşa ediliyor.

Barbakan Warszawski barbican
Barbakan Warszawski, Krakow'dakinin ardından Polonya'nın ikinci en büyük barbakanı

Stare Miasto ve Nowe Miasto birlikte Starówka olarak da biliniyorlar. Bu iki merkezin Ogród Krasińskich (Krasiński Garden) ve Ogród Saski (Saxon Garden) isimli iki büyük parkı var. Ogród Krasińskich'deki Pałac Krasińskich (Krasiński Palace), Ogród Saski'deki Grób Nieznanego Żołnierza (Meçhul Asker Anıtı) dikkat çekiyor. Birçok ülkede yer alan, isimsiz savaş kahramanlarının anısına dikilen yapılardan Polonya'daki en bilineni olan bu anıt, 1914-1921 yılları arasında ülkeleri için savaşlarda hayatını kaybetmiş Polonyalı isimsiz askerlere istinaden dikilmiş. Başında yılın her günü nöbetçi askerler beklemekte, saat 12.00'de asker değişim töreni yapılmaktadır.

Grób Nieznanego Żołnierza Meçhul Asker Anıtı Tomb of the Unknown Soldier Warsaw
Anıttaki mezarda, Sovyetlerle yapılan Lwów Savaşı'nda ölen bir askerin külleri bulunuyor. Bu kişiyi ise savaşta oğlunu kaybedip naaşını bulamamış bir anne seçmiş

Śródmieście içerisinde, diğer turistik yerlere göre nispeten uzakta, şehrin en büyük parkı  Łazienki Królewskie (Łazienki Park) yer alıyor. Polonya Krallığının (Lehistan) son hükümdarı II. Stanisław August Poniatowski tarafından inşa ettirilen parkta Pałac Łazienkowski (Łazienki Palace) ve karşısındaki amfi tiyatro, Myślewicki Sarayı, Kraliyet Seraları, en çok ilgi çeken yapılardır.  Park içerisinde çokça anıt bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi, Polonya'nın en ünlü müzisyeni Chopin'e ait olanıdır. Mayıs ve Eylül ayları arasında her Pazar günü saat 12.00 ve 16.00'da  bu anıtın yanında Chopin konserleri verilmektedir.

Łazienki Palace
Łazienki Palace, kralın yazları ikamet yeri olması için mevcut bir hamamdan saraya dönüştürülmüş. Łazienki, Lehçede 'hamam' anlamına geliyor

Łazienki Palace
Łazienki Palace'dan göl ve amfi tiyatro manzarası

Varşova'nın yakın zamandaki sembollerinden biri de Bilim ve Kültür Sarayıdır (Pałac Kultury i Nauki). Sovyetler tarafından inşa edilmiş, içerisinde kütüphane, sinema ve tiyatro salonları, çalışma ofisleri ve fuar alanı barındıran, şehrin en yüksek binasının terasından 20 zloti karşılığında şehir manzarası izlenebilir.

bilim ve kültür sarayı varşova Pałac Kultury i Nauki
Kulenin saati 2000 yılı etkinliği kapsamında sonradan eklenmiş

bilim ve kültür sarayı varşova Pałac Kultury i Nauki
Bilim ve Kültür Sarayı terasından Varşova manzarası. Sağ taraftaki yeşil yer Saxon Garden. Biraz daha arkası da Old Town bölgesi

Varşova 2 günde rahatça gezilebilecek bir şehir. Bahsedilen yerlerin hepsi de birbirine yürüme mesafesinde bulunuyor. Şehrin eski bir tarihi olsa da 2. Dünya Savaşı sırasında özellikle Varşova Ayaklanması sonrasında büyük bir kısmı yıkıldığı için yapılarda o tarihi hissi bulmak biraz zor. Yine de  her şeyin aslına uygun olarak restore edildiğini belirtmekte fayda var.

Varşova'da Pierogi adı verilen Polonya mantısı ve özellikle meydanlarda satılan şekilli dondurmaları buraya gelip de tadına bakılması gereken yiyeceklerden.

Devamını Oku
      edit

13 Aralık 2015 Pazar

Aralık 13, 2015 tarihinde, tarafından

Seyahat Yardımcısı : Londra (İngiltere)


Birleşik Krallığın ve lokomotifi İngiltere'nin başkenti, Avrupa'nın en kalabalık yerleşim yeri, yağmuru bol, yeşili bol, tarihi şehir: Londra.

Londra vizesi başvuru süreci çok karışık değil ancak biraz uğraştırıcı. Şu adresteki adımları tamamlamak gerekiyor. Form doldurma sırasında kredi kartı ile dolar cinsinden ödemeyi (2015 yılı için 133$) yapıp, başvuru yapılacak yerin seçilmesi gerekiyor. İstanbul'da belgeler Profilo AVM'nin yanındaki Teleperformance adlı şirkete teslim ediliyor. Mümkün olan tüm evrakların getirilmesi öneriliyor. Bu belgelerin İngilizce olması zorunlu değil. Sadece ziyaret amacını ve süresini içeren niyet yazısının İngilizce yazılmış olması yeterli. Randevu gününde belgeleri görevliye verip fotoğraf çekiminin ardından işlem tamamlanıyor. Belgelerin çoğunu kullanmayıp iade ediyorlar. 1 hafta gibi bir süre sonunda da vize sonuçlanmış oluyor. Pasaport, vize merkezinden teslim alınıyor. Şu blogda vize süreci hakkında neredeyse tüm soruların cevabı bulunuyor.

Londra'nın birden fazla uluslararası havaalanı var. Türkiye'den Gatwick, Heathrow ve Stansted Havaalanları'na uçuş bulunuyor. Bu havaalanlarından merkeze ulaşım için otobüsler ve trenler kullanılmakta. İstanbul'dan yaklaşık olarak 3 saat 40 dakikada Londra'ya ulaşılıyor. Uçakta verilen landing card'lara kişisel bilgiler, uçuş bilgileri ve kalınacak yer bilgilerini yazıp pasaport kontrolünde görevliye teslim etmek gerekiyor. Ülkeden çıkışta ise ayrıca bir pasaport kontrolü yapılmıyor.

Stansted Havaalanı'ndan Liverpool St. durağına gidiş - dönüş 32 pound'a tren bileti alınabilir. 45 dakikalık  bir yolculuğun ardından Liverpool St. durağında inerek metro hattına aktarma yapılabiliyor.

Toplu taşıma ücretlendirmesi için Londra içten dışa çeşitli zone'lara ayrılmış. (şu pdf'ten detaylı incelenebilir) Gezilecek yerler genellikle zone 1-3 aralığında. 1 haftalık toplu taşıma kartı için metro istasyonlarındaki görevlilere 1-3 zone aralığına 37.7 pound ödemek gerekiyor. Bir adet vesikalık fotoğraf verilerek travelcard adlı karton bilet teslim alınıyor. Vesikalık fotoğraf yoksa 5 pound depozito ücreti daha vererek travelcard özelliğindeki oyster card alınabilir. Oyster card, ülkemizdeki şehir kartları gibi dokunmatik geçiş sağlıyor. Travelcard ise kartın turnikedeki göze sokulup işlenmesinin ardından geri alınıyor. Bu işlem metro çıkışlarında da tekrarlanıyor. Bilet okutmasının kolaylığı bakımından oyster card daha kullanışlı gelebilir. Daha kısa süreli gezilerde oyster card günlük ücretlerde daha ekonomiktir.

Metro ile şehrin en merkezi yerlerine gidilebiliyor. Bunlardan ilki Trafalgar Meydanı. Meydan, ismini Fransız ve İspanyol donanmaları ile İspanya'da yapılan Trafalgar Deniz Muhaberesi'nden almış. Bu savaştan az sayıda kayıp vererek üstünlükle ayrılan orduya ithafen bu meydana isim verilmiş. Meydanın tam ortasında da savaştaki Amiral Nelson'un anıtı (Nelson's Column) bulunmakta. Anıtın altında, savaştaki meşhur sinyali "England expects that every man will do his duty" yazısı göze çarpmaktadır. National Galley'nin hemen önünde bulunan bu meydan, birçok insan tarafından dinlenme ve buluşma noktası olarak kullanılıyor.

Meydana, buranın daha önceki ismi olan Charing Cross metro istasyonu'nda inerek ulaşılabilir

Meydanın karşısındaki Whitehall Caddesi'nden dümdüz ilerleyince sağda yeşil alan Parlamento Meydanı, solda meşhur Big Ben saat kulesi ve Westminster Sarayı (Parlamento Binası) görünecektir. Birçok protesto ve gösterilere ev sahipliği yapan bu meydanda Winston Churchill, Abraham Lincoln, Mahatma Gandhi, Nelson Mandela gibi ünlü isimlerin heykelleri yer almaktadır.

Parlamento Meydanı, Londra'daki ilk trafik ışıklarının bulunduğu yer olarak da ünlüdür

Günümüzde halen İngiltere'nin parlamento binası olarak kullanılmakta olan Westminster Sarayı, meydan ile Thames nehri arasındaki konumuyla, Big Ben ve Victoria kuleleri ile şehrin en ilgi çeken yapıları arasında yer almaktadır. Sarayın içi, parlamento tatilleri zamanında turist ziyaretine açıktır. İngiliz vatandaşları ise faaliyet süresinde de burayı ziyaret edebilmektedirler. Sarayın yanında Westminster metro durağı da bulunmaktadır.

Sarayın bir tarafında Victoria kulesi, diğer tarafında Elizabeth kulesi yer alır. Büyük yangından sonra yeniden inşa edilen sarayın King's Tower kulesine, İngilizlerin sevilen kraliçesi 2. Victoria'nın ismi verilmiş. Günümüzde bu kulede parlamento arşivleri tutulmaktadır. Eski adıyla The Clock Tower olarak bilinen Queen Elizabeth II saat kulesi, Londra'nın sembol yapıları arasındadır. Görevdeki 60. yılını dolduran Kraliçe II. Elizabeth'ı onurlandırmak için bu isim verilmiş olsa da kule halen en büyük çanın ismi olan Big Ben olarak tanınmaktadır. Kuleleri ziyaret turistler için mümkün değildir. İngiliz vatandaşları için ise katı kurallar vardır.

Westminster Sarayı, Thames nehri üzerindeki Westminster Köprüsü'nden net olarak görülebilmektedir

Parlamento Meydanı'nda Westminster Abbey ve St Margarets Church kiliseleri de görülmesi gereken yerler arasındadır. Londra fotoğraflarının vazgeçilmez karelerinden ünlü telefon kulübesi ve arkada Big Ben manzarası da bu meydandan çekilmektedir.

Londra'nın diğer önemli yapısı, İngiliz kraliyet ailesinin evi Buckingham Sarayı'dır. Buraya, Trafalgar Meydanı'ndan Admiralty Kemeri (Admiralty Arch)  altındaki ağaçlı The Mall caddesini yürüyerek ulaşılabilir. Saray, Buckingham Dükü için inşa edilmiş, uzunca bir süre özel mülk olarak kullanılmış, daha sonra Kraliçe Victoria'nın taşınması ile kraliyet ailesinin yaşadığı yer olarak tarihteki önemine kavuşmuş. Sarayın önünde, kendisine ithafen dikilmiş Victoria Anıtı bulunur. Saray, günümüzde çeşitli balo ve törenlerin düzenlendiği, başbakanın göreve atandığı yer olarak da kullanılmaktadır. (Kraliyet ailesi buranın haricinde daha batıda Windsor Kalesi ve İskoçya'daki Holyrood Sarayı'nda ikamet etmektedir.) 


Sarayın diğer bir özelliği ise buranın kraliyet ordusu nöbet değişimlerinin yapıldığı yerlerden biri olmasıdır. Nöbet değişimi Buckingham Sarayı, St James’s Palace ve Wellington Barracks (Kışla) arasında gerçekleşen bir törendir. Kış sezonunda iki günde bir, diğer zamanlarda her gün, saat 11.00 gibi başlar, 12.00'ye kadar sürer. Saray önündeki tören en çok ilgi çekenidir. Gösterilerin çok sık yapılmasına rağmen her gün kalabalık bir izleyicisi bulunmaktadır. Bu nedenle iyi bir yerden izlemek için başlangıçtan en az yarım saat önce bölgede yer almak gerekmektedir.

Törende kabaca şunlar olur : 11.00'de St James’s Palace'daki mevcut nöbetçilerden oluşan birlik, The Mall caddesi üzerinden bando eşliğiyle saraya gelir. Bu sırada, saraydaki mevcut nöbetçiler avluya gelerek sıraya geçer. Saat 11.15 gibi, St James’s Palace nöbetçileri, güney kapıdan saraya giriş yapar, saray nöbetçilerinin yanında sıradaki yerlerini alırlar. Yeni nöbetçiler Wellington Kışlası'ndan gelmektedir. Kışlada 11.10 gibi toplanan askerler, saraya doğru marşlar eşliğinde yol alır. 11.30 gibi sarayın kuzey kapısından giriş yaparak avludaki mevcut nöbetçilerin tam karşısına geçerler. Eski ve yeni nöbetçilerin bandoları sırayla marşlarını çalarken saray nöbetçileri ile yeni gelen askerlerin bir kısmı arasında nöbet değişimi gerçekleşir. Ardından tüm eski nöbetçiler Wellington Kışlası'na yola koyulur. Sarayın yeni nöbetçileri görev yerlerine geçer, kalan yeni nöbetçiler de The Mall caddesi üzerinden St James’s Palace'daki görev bölgelerine geçer. Bu süre içerisinde kraliyet bireyleri sarayda bulunuyor ise saraydan kraliyet sancağı dalgalanır. Bandolar her zaman olmayabilir. Programa şu adresten, nöbet değişim günlerine şu adresten bakılabilir. Sarayın içi, yaz ayarında ziyarete açıktır.



Şehrin diğer bir tarihi yapısı Londra Kulesi (Tower of London) adlı kaledir. Başlangıçta Normandiya Dükü William tarafından bir kale olarak yaptırılan bu yapı, daha sonra etrafına hendek ve çeşitli kulelerin eklenmesi ile büyük bir kompleks olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Thames nehrinin kenarındaki bu kale çeşitli dönemlerde balo ve törenlere ev sahipliği yapmış, çeşitli dönemlerde ise savaş esirlerinin tutulduğu, işkence gördüğü ve idam edildiği zindan olarak kullanılmış.

İçerisinde kraliyet mücevherleri, darphane ve önemli devlet arşivlerinin de bulunduğu kale, 24.5 pound ödenerek gezilebilmektedir.

Kalenin yanında, Thames Nehri üzerinde iki adet kulesiyle ve açılabilir yapısıyla meşhur, Londra'nın tarihi köprüsü Tower Bridge yer alır. Thames Nehri'nin iki yakasındaki ticareti hızlandırmak, aynı zamanda nehir trafiğini engellememek için tasarlanan köprü, adını yanındaki kaleden almıştır. Köprü yaya trafiğine açıktır. 9 pound ücret ödenerek tepesinden şehir manzarası ve köprünün açma-kapama mekanizması gözlenebilir. Kale ve bu bölgeye Tower Hill metro istasyonundan ulaşılabilmektedir.

Köprünün açılış saatleri önceden bellidir. Şu adresten programa bakılabilir

Tower Bridge üzerinden şehrin finans bölgesi. Gökdelenler soldan sağa 20 Fenchurch Street, The Leadenhall Building ve 30 St Mary Axe

Kalenin karşı kıyısındaki More London sitesi (City Hall, The Scoop gibi yapıları içerir),  şehrin en yüksek binası The Shard ve nehir üzerindeki müzeye çevrilmiş tarihi savaş gemisi HMS Belfast

Thames nehri üzerinde çok sayıda köprü bulunuyor. London Bridge nehir üzerindeki ilk köprü olması bakımından ayrı bir öneme sahip. Köprünün ilk olarak 1. yüzyılda yapıldığı söylenmektedir. Günümüzdeki hali ise 1973 yılında yapılmıştır. (Bundan bir önceki köprü 1968 yılında Amerika'ya satılmış, günümüzde Arizona'da kullanılmaktadır.) Westminster Köprüsü, Blackfriars Köprüsü, Waterloo Köprüsü, Southwark Köprüsü, Millennium Köprüsü, Lambeth Köprüsü nehrin en bilinen köprülerindendir. Nehrin altından geçen araç ve metro tünelleri de bulunmaktadır.

Londra'nın içerisinden geçen, Manş Denizi'nin kolu olan Thames (tems olarak telaffuz ediliyor), kahverengi renkli, İngiltere sınırları içerisindeki en uzun, Birleşik Krallık içerisindeki en uzun ikinci nehir (En uzunu olan Severn nehri, Galler ve İngiltere'nin içerisinden geçiyor). Söylentilere göre ismini ilk çağ dönemindeki Avrupalı Kelt kavminde 'koyu' anlamına gelen 'Tamesas' 'dan alıyor. Rönesans döneminde, Kelt'lerin Yunan kökenli olduğu düşünülerek T ile a arasına h harfini yerleştiriyorlar. Renginin kahverengi olmasının doğal kir ve alüvyonlar dışında asıl sebebi diyatome adlı esmer renkli tek hücreli yosunlar. Nehirde onlarca tür balık yaşıyor. Musluktan akan sular büyük oranda bu nehirden geliyor ve bu suyu mümkün olduğunca arıtmaya özen gösteriliyor. Nehrin karşılıklı duvarlarında ağzında halka olan yeşil renkli aslan heykelleri dikkat çekebilir. Bu heykeller, nehrin suyunun tehlikeli derecede yükselmesini tespit etmede kullanılıyorlar. Halkalar ise acil durumlarda küçük teknelerin bağlanabilmesi için planlanmış. Günümüzde Thames Bariyerleri sayesinde nehrin yüksekliği kontrol altında tutulduğundan bu heykeller daha çok süs amaçlı bulunuyor denebilir.

Nehir üzerinde tur yapmak da mümkün. Westminster Pier'den ve karşısındaki, şehrin ikonik yapılarından London Eye'ın yanından kalkan turlar bulunuyor. Çeşitli tipler için farklı ücreti bulunan turlarda Travel/oyster kart sahiplerine %30 indirim uygulanıyor.

London Bridge üzerinden Thames nehri ve Tower Bridge manzarası

Thames nehri kıyısında, şehrin sembolleri arasındaki London Eye, Londra'yı tepeden görebilmek için turistlerin çoğunlukla tercih ettiği dönme dolaptır. Nehrin güneyinde, açık havada 40 kilometreyi bulan geniş görüş açısıyla vakti / maddi durumu müsait olanların mutlaka görmesi gereken bu yapının biletleri arka taraftaki ayrı bir bina içerisinde satılıyor. Kişi başı ücreti 21,5 pound olan biletlerden alıp uzunca bir sıraya girmek gerekiyor. Sıra beklemek istemeyenler için fasttrack bilet ücretleri 29,5 pound. 32 adet kapsülden birine biniliyor (Londra genelindeki 32 bölgeye ithafen. Numaralandırma 1'den 33'e kadar. Kötü şans getirmemesi için 13 numara atlanmış). Bir kapsül 25 kişinin rahatça sığabileceği büyüklükte. Dileyen, yüklü bir miktar ödeyerek kapsülleri kiralayabiliyor, yarım saatlik bir romantik tur ya da 25 arkadaşlı eğlence odası olarak kullanabiliyor.

Yorulanlar için kapsül içerisinde oturma yerleri de bulunnuyor


Yaklaşık yarım saat süren tur boyunca dönme dolap binerken de inerken de sürekli ağır hızda hareket halinde (saniyede 26 cm). Tepeye çıkınca hangi binanın neresi olduğunu daha rahat görebilmek için bilet gişesinden 1 pound ücreti olan rehberlerden satın alınabilir. Bilet ofisinin olduğu binada kısa bir sinema gösterimi ile 4 boyutlu Londra turu yapılabiliyor.

Söz konusu Londra olunca biraz da müzelerinden bahsetmek gerekecektir. National History Museum, British Museum, National Gallery en meşhur olanları. National Gallery, Trafalgar Meydanı'nda, oldukça merkezi bir konumda yer alıyor. İçerisinde birçok ünlü ressama ait tablolar yer alıyor. National History Museum, girişinde ziyaretçileri karşılayan devasa dinozor heykelinin de işaret ettiği gibi onlarca eskiçağ hayvan iskeletinin yanı sıra içerisinde çeşitli taş - fosil ve doldurulmuş hayvanardan oluşan geniş bir doğa tarihi ziyafeti sunmakta, özellikle çocuk ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Hyde Park yakınlarındaki bu müzeye en kolay South Kensington metro durağından ulaşılabiliyor. Eski çağlardaki eşsiz yapıların, heykellerin, çok sayıda antikanın bulunduğu, Londra'nın en çok ziyaret edilen müzesi ise British Museum. Mısır hiyerogliflerinin çözümünü kolaylaştıran Reşit Taşı (Rosetta Stone), epik şiirler arasında önemli yere sahip Beowulf bu müzede sergilenen ilgi çeken eserlerdendir. Müzeye hemen hemen eşit mesafedeki Tottenham Court Road, Holborn, Russell Square ve Goodge Street duraklarından biri ile ulaşılabiliyor.

Bu müzeler sundukları içeriğin haricinde ücretsiz olmasıyla da dikkat çekiyor. Bu müzeler haricinde Museum of London, Science Museum, National Maritime Museum, Tate Modern, Imperial War Museum, V&A Museum of Childhood müzeleri de ücretsiz ve görülmeye değer yerlerden. Madame Tussauds, Design Museum London, The Guards Museum, London Transport Museum gibi müzeler ise meşhur müzelerden ücretli olanları arasında yer alıyor.

National History Museum üst katından eşsiz bir mimari seyredilebilir

Müzeler haricinde, Londra'daki en önemli kültürel aktivitelerden biri müzikaller. şehirdeki farklı yerlerde her gün, günde iki kez müzikal performansları gerçekleştiriliyor. Müzikaller arasında tercih yapmak ve biletlerini temin etmek için National Gallery'nin arka tarafındaki Leichester Square'de  yer alan TKTS ofisine gidilebilir. Gösterilerin ortalama fiyatları 15 pound. Çarşamba günleri çoğu gösteride %50 indirim uygulanıyor.

Londra yemşeyil parklarıyla da meşhur bir şehir. Buckingham Sarayı'na giden ağaçlı yolun sol tarafı St. James Park, saraya varınca sağ taraftaki yoldan ulaşılan Green Park, bu parkın Wellington Kemeri (Arch) çıkışından sonra başlayan geniş yeşillik Hyde Park birbirine bitişik sayılabilecek olanları. Biraz uzakta, Camden bölgesinde Regent's Park'ı da bu bitişik parkların arasına ekleyebiliriz. Bunların arasında şüphesiz en meşhuru olan Hyde Park, içerisindeki Serpentine Gölü, Kensington Bahçeleri (burası ayrı bir park olarak da söyleniyor), Speaker's Corner gibi yerleri ile kalabalığın en yoğun olduğu, bol sincaplı yeşil alandır. Buraya metroyla Hyde Park Corner veya Marble Arch durağından kolaylıkla ulaşılabilmektedir.

Şehrin en güzel parklarında Regent's Park

Hyde Park'taki Serpentine Gölü'nde Nisan - Ekim ayları arasında bot turları yapılıyor

Marble Arch durağının olduğu girişte yer alan Speaker's Corner, normalde herhangi bir belirginliği olmayan, Pazar günleri ise herhangi bir kişinin sandalye/tabure üzerine çıkarak konuşma yaptığı bir alan. Bu gelenek 1872 yılından beridir sürmekte. 1866 yılında çıkan, işçi sınıfına seçme hakkı tanınması için düzenlenen eylemde parka girişin polislerce engellenmesinden sonra alınan karar ile yıllardır herkesin özgürce fikirlerini anlattığı bu bölgede zamanında devrimci filozof Karl Marx, ülkenin ilk sosyalistlerinden şair/yazar William Morris, Rus sosyalist devrimci Vladimir Lenin, yazar George Orwell, siyahların hakları savunucularından Marcus Garvey de konuşma yapmış önemli isimlerden.

Şehrin en büyük parkları ise biraz uzakta yer alan Bushy ve Richmond Parkları'dır. Standart turist rotasında yer almayan bölgedeki bu geniş yeşillikler vakti bol olanlarca mutlaka görülmelidir. 

İngiltere denince akla gelenlerin üst sıralarında hiç kuşkusuz; futbol yer alır. Sadece Londra sınırları içerisinde Arsenal, Chelsea, Crystal Palace, Tottenham Hotspur, West Ham United Premier Lig takımları bulunuyor. Fırsat bulup bu maçlardan birine gitmek de meraklıları için ayrı bir deneyim olacaktır.

Londra gez gez bitecek bir yer değil.  Oxford ve Regent Caddeleri alışverişin merkezi olan caddeler. Regent Caddesi bitimindeki Piccadily Circus, adeta küçük bir New York Times Meydanı havasında, ışıl ışıl bir bölge. Burası ile Oxford caddesi arasındaki Soho bölgesinde çeşitli restoranlar, alışveriş yerleri ve Chinatown yer alıyor. National Gallery'nin arka kısmı ile Soho arasındaki Leicester Square de restoran ve pub bakımından oldukça zengin bir bölge. Buranın az doğusundaki Covent Garden da turistlerin yoğun olduğu alışveriş/yeme-içme yerlerinden. Regent's Park civarındaki Camden Market de yeme-içme-alışveriş için mutlaka uğranması gereken bir bölge. Buradaki Camden Lock ve Stables marketleri mutlaka, özellikle Pazar günleri ziyaret edilmeli. Buranın üst kısmındaki Abbey Road, Beatles grubu üyelerinin geçtiği yaya geçidiyle meşhur. (Burayı karşıdan karşıya geçerken fotoğraf/selfie çeken çok sayıda insanı görünce anlayacaksınız) Hyde Park tarafında, Knightsbridge bölgesindeki Harrods, şehrin sembol alışveriş merkezi. Filmiyle ve karnavalıyla meşhur olan Notting Hill semti, şehrin ünlü kilisesi St. Paul Katedrali ve bitişiğindeki Paternoster Square, yine bu bölgedeki The Monument da ilgi çekici yerler arasında. Katedral gereksiz derecede pahalı olduğundan görülmese de olur (giriş fiyatı gişede 18 pound, internetten 15,5 pound). The Monument, şehirdeki 1666 yılındaki büyük yangının anısına dikilmiş. 4 pound ücret ödeyerek London Bridge'in kuzey ucunda yer alan bu anıtın tepesinden şehir manzarası izlenebilir. Köprünün diğer ayağının olduğu yerdeki Borough Market'te de çok çeşitli yiyecekler bulunabilir. Şehrin iş merkezlerinin yoğunlukla yer aldığı Canary Wharf'ta iş saatleri içerisinde çok sayıda takım elbiseli insan görmek mümkündür. Başlangıç meridyenin geçtiği varsayılan Greenwich de biraz uzak olsa da Londra sınırları içerisinde görülebilecek yerler arasındadır.


 Şehrin en renkli yerlerinden Piccadily Circus

 Camden'daki Camden Lock Market'teki yemek yerleri.

 Stables Market, Camden'da Lock Market'in bitişiğinde.Burası Camden Lock Market saat 18 gibi kapandıktan sonra daha da kalabalıklaşıyor. Camden bölgesinin müdavimlerinden Amy Winehouse heykeliyle de ilgi çekiyor.

Soho'daki Chinatown bölgesi 

 Borough Market

Fish and chips için genelde morina, mezgit ya da pisi balığı tercih ediliyor

 Abbey Road'da yürüyen insanlar bazen trafiğin tıkanmasna sebep oluabiliyorlar

Şehirde bu kadar çok görülecek yer varken doğal olarak toplu taşıma da oldukça gelişmiş durumda. Bu siteden metro/tren ve otobüslerin kalkış saatleri ve varılacak yere ortalama süre hesaplanabilir. Metro her türlü turistik bölgeye ulaşmak için yeterli olsa da şehrin meşhur çift katlı kırmızı renkli otobüslerine de binerek yolculuk yapılmalı. Metrolarda yolcuların çoğunun gazete okuduğu dikkat çekebilir. Çoğu istasyon girişlerinde ve meydanlarda ücretsiz günlük gazeteler (Metro newspaper, London evening standard) dağıtılmaktadır. Metrolarda her durakta "mind the gap between the train and the platform" anonsu o kadar yerleşmiş ki bu sözün magneti ve bardakları çoğu alışveriş mekanlarına göze çarpacaktır.

Londra'da yerel yemek kültürü pek yok ancak farklı kültürlere ait türlü türlü restoranlar mevcut : Pakistan - Çin - Hint - Vietnam - Endonezya gibi mutfaklardan yemekler yenebilir. Buralarda fiyatlar 10 ile 20 pound arasında değişmektedir. Daha uygun fiyatlı ve nispeten yerel olan fish and chips de yeterince doyurucudur. Fiyatı yaklaşık 7 pound. Yemek yemek için Camden Lock, Stables, Borough Market ve Covent Garden tercih edilebilir. Buralarda 5-10 pound arasında güzel ve doyurucu yiyecekler bulunuyor. Kahvaltı için omlet - domuz sosisi - soslu kuru fasulye - mantar - black puddingden (adına kanmayın, domuz kanı içeren, tuzluya yakın yumuşak yiyecek) oluşan tabak ve sütle servis edilen İngiliz çayı tüm Britanya'da olduğu gibi burada da meşhurdur.

Londra trafiğin tersten akması buna alışık olmayan turistler için başta zorluk çıkarıyor gibi görünse de trafiğin yoğun olduğu bölgelerde yol üzerlerinide yer alan "look right" "look left" yazıları yol gösterici olabiliyor. Diğer bir problem prizler. Prizler ülkemizde kullandıklarımızdan farklı olarak 3 girişli. Çoğunlukla alttaki ikiliyi zorlayarak ek bir aparat olmadan elektrikten faydalanılabilir.  Yine de bir tane dönüştürücü temin etmekte fayda var.

Londra için alınan Birleşik Krallık vizesi ile İskoçya'ya da girilebildiğinden bu gezi sonrasında bir sonraki durak genelde İskoçya olmaktadır. Eğer Londra'daysanız ve AB ülkelerine giriş engeliniz yoksa uçak yerine Manş tüneli üzerinden Fransa'ya ulaşmayı da tercih edebilirsiniz.
Devamını Oku
      edit